Makaleden Öne Çıkanlar:
- Çin ve ABD gibi süper güçler arasında yaşanan yüksek gerilimli “soğuk savaş” döneminde, jeopolitik tedarik zinciri riskleri işletmeler için günlük bir endişe kaynağı haline geldi.
- Çin’in kritik mineraller ve nadir toprak elementleri üzerindeki kontrolü, birçok işletme için en ciddi tedarik zinciri değişkenlerinden biri olmaya devam ediyor.
- “Kurtuluş Günü”nden bu yana koşullar bir nebze yumuşamış olsa da, ortalama efektif gümrük vergisi oranı yaklaşık %17 seviyesinde. Gümrük vergileriyle ilgili çarpıcı manşetler artık her hafta gündem olmuyor, ancak ABD’li işletmeler şu anda daha pahalı ve kısıtlayıcı bir ticaret ortamında faaliyet gösteriyor; bu durum artık yeni norm haline geldi.
- Devlet müdahaleleri—kamulaştırma ve diğer sanayi politikaları yoluyla—geniş tedarik zinciri için risk teşkil edebilir. Sadece kesintilerden öte, devletlerin tedarik zincirlerine daha fazla dahil olması, şirketlerin hesaplaması gereken ek değişkenler yaratır; bunlar arasında ülkelerin jeopolitik amaçlarına ulaşmak için sahip oldukları kaldıraçtan yararlanacakları yönündeki endişeler de yer alıyor.
Çin ve ABD gibi süper güçler arasındaki yüksek gerilimli dönemde, jeopolitik tedarik zinciri riskleri, küresel üretim ağına sahip işletmeler için günlük bir endişe kaynağı haline geldi. Bu jeopolitik riskler arasında, silahlı çatışma gibi bilinen tehditlerin yanı sıra, kritik mineral kıtlıkları gibi yeni ortaya çıkan tehlikeler de yer alıyor. Ayrıca, yaptırımlar, gümrük vergileri ve sanayi politikaları, giderek daha fazla iç üretimi korumak için kullanılmakta—çoğu zaman küresel üreticiler ve diğer ihracatçı şirketler aleyhine. Genel olarak bakıldığında, jeopolitik dinamikler son yıllarda küresel tedarik zincirlerine onlarca yıldır görülmemiş ölçüde etkide bulunuyor ve şirketlerin, bu çok yönlü süreçlerin üretim zincirlerinde oynayabileceği rolleri anlamaları gerekiyor.
:quality(85))
Bu makalede, üreticilerin yakından takip etmesi gereken başlıca jeopolitik tedarik zinciri tehditlerini inceliyoruz.
1. Kritik Mineraller ve Nadir Toprak Elementleri
ABD, 70 trilyon dolarlık devasa pazarıyla, dünya çapındaki işletmelerin erişim sağlamak için büyük çaba harcadığı güçlü bir kaldıraç unsuruna sahip olabilir. Ancak son 18 ayda, Batılı ülkeler, ABD’nin önde gelen jeopolitik rakibi Çin’in, kritik mineral tedarik zinciri üzerindeki kontrolünün tartışmasız eşdeğer bir ticaret aracı olabileceğini öğrendi. Son yıllarda Çin, mineralleri ve nadir toprak elementleri üzerinde ihracat kısıtlamaları uygulamaya istekli olduğunu gösterdi. Bu ticari hamleler, dünyanın dört bir yanındaki OEM’ler üzerinde ani ve yıkıcı bir etkiye sahip olabiliyor. Ülke, nadir toprak elementlerinin küresel madenciliğinin %70’ini ve küresel rafinasyonunun %90’ını kontrol ediyor; germanyum ve galyum gibi maddeler, modern teknolojilerin pek çoğu için kritik öneme sahip.
Jeopolitik gerilimler devam ederken ve başlıca ülkeler arasındaki güç dengesi değişirken, Çin’in kritik mineraller ve nadir toprak elementleri üzerindeki kontrolü tedarik zinciri açısından önemli bir değişken olmayı sürdürüyor. Urünlerinde galyum, germanyum, tungsten ve grafit gibi kaynaklara bağımlı olan işletmeler, Çin’in uygulayabileceği ihracat kontrolleri ve diğer ticari önlemlerin tehdidine açık durumda. Son iki yılda defalarca ortaya çıkan bu zafiyetler, ABD, Japonya ve Avrupa Birliği’ni Çin’den bağımsız bir kritik mineral tedarik zinciri kurmak için önemli yatırımlar yapmaya zorluyor.
Ancak bu çabalar zaman alacaktır. Şimdilik, kritik mineraller ile nadir toprak elementlerinin tedariki yüksek risk taşımaya devam ediyor—ve üreticilerin etkin azaltım stratejileri geliştirmeleri gerekiyor. Zira ABD ve Çin, Kasım ayında Çin’in nadir toprak ihracatında bir yıllık duraklama kararıyla sonuçlanan bir ticaret anlaşmasına imza atmış olsalar da, bu taviz en iyi ihtimalle geçici bir rahatlama anlamına geliyor.
Ülke, nadir toprak elementlerinin küresel madenciliğinin %70’ini ve küresel rafinasyonunun %90’ını kontrol ediyor; germanyum ve galyum gibi maddeler, modern teknolojilerin pek çoğu için kritik öneme sahip.
2. Gümrük Vergileri
Trump’ın ikinci başkanlığı döneminin ilk yılında, yönetimi dünya genelindeki oyunculara yüksek oranlı gümrük vergileri getiren agresif bir ticaret politikası izledi. “Kurtuluş Günü”nü izleyen dönemde gümrük vergileriyle ilgili ilk panik dalgası bir ölçüde sınırlansa da, Yale Budget Lab’e göre, ortalama efektif gümrük vergisi oranı yaklaşık %17 seviyesinde ve bu, 1932’den beri görülen en yüksek oran. Gümrük vergileriyle ilgili sansasyonel başlıklar artık haftalık olarak gündeme gelmese de, ABD’li şirketler artık daha pahalı ve kısıtlayıcı bir ticaret ortamında faaliyet gösteriyor; bu durum yeni norm haline geldi.
Bu nedenle işletmeler artık gümrük vergisi maliyetleri etrafında sürekli olarak strateji geliştirmek zorunda. Bazı şirketler için bu, menşe ülke (COO), difüzyon ülkesi (COD) ve HTS kodları gibi tanımlamaları en iyi şekilde yönetmeyi gerektirirken, diğerleri ithalat maliyetlerini düşürmek için gümrük vergisi mühendisliği yöntemleri geliştiriyor. ABD’de üretime geçmek ise çoğu Amerikan şirketi için hâlâ uygulanabilir bir seçenek olmadığından, bu firmalar sektör ve ülke bazında gümrük vergileriyle dolu karmaşık bir ticaret ortamında yol almaya devam edecek.
3. İhracat Kısıtlamaları
Yakın zamandaki Nexperia krizinin de ortaya koyduğu gibi, ılımlı ve hedefli ihracat kontrolleri bile tedarik zincirleri üzerinde orantısız bir etkiye sahip olabiliyor. Hollanda hükümeti, Goods Availability Act kapsamında Nexperia’nın kontrolünü ele geçirmeye çalışınca, Çin ise buna karşılık olarak Nexperia’nın Çin biriminin Çin’de üretilen hiçbir komponent ve alt montajı yurtdışına ihraç etmesini yasakladı. Bu zincirleme reaksiyon ABD yaptırımı tehdidi ve mülkiyet mücadelesiyle başlamış olsa da, asıl kalıcı etkiyi Çin'in uyguladığı ihracat kontrolleri yarattı.
Bu gelişmenin etkileri hızlı ve kalıcı oldu. Asya, Avrupa ve ABD’deki otomotiv üreticileri, araçları için hayati önem taşıyan Nexperia komponentlerinin ani kıtlıklarına yanıt vermek için harekete geçti; Honda, Nissan ve Volkswagen gibi otomobil üreticileri müşterilerini yaklaşan üretim duruşları konusunda uyardı. Olağandışı olmakla birlikte, Çin ile Hollanda arasındaki mülkiyet anlaşmazlığından doğan bu süreç, elektronik tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve görünürde sınırlı gözüken dalgalanmalara ne kadar hassas olabileceğini çarpıcı biçimde gösterdi. Daha fazla hükümetin iç sanayilerinde daha baskın bir rol üstlenmenin avantajlarını değerlendirmesiyle bu tür olayların artması mümkün.
Olağandışı olmakla birlikte, Çin ile Hollanda arasındaki mülkiyet anlaşmazlığından doğan bu süreç, elektronik tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve görünürde sınırlı gözüken dalgalanmalara ne kadar hassas olabileceğini çarpıcı biçimde gösterdi.
4. Sanayi Politikası ve Kamulaştırma
2025 yılında ortaya çıkan en beklenmedik trendlere biri, ulusal hükümetlerin ülkelerinin en büyük şirketleriyle doğrudan ilgilenmeye başlamasıydı. ABD, Intel’e %10’luk bir ortaklık karşılığında 11 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Trump yönetimi ayrıca, Nvidia ve AMD ile anlaşmalar yaparak, bu şirketlere belirli yapay zeka çiplerini Çin’e ihraç etmek üzere lisans tanıdı ve satış gelirlerinin %15’inin Ticaret Bakanlığı’na aktarılması şartını getirdi. Son olarak, Hollanda’nın yukarıda da belirtildiği gibi Nexperia’nın kontrolünü ele geçirme çabası ise devlet müdahalesinin başka bir, daha çalkantılı türünü temsil etti.
Bunlar, sanayi politikası ve kamulaştırmaya örnek teşkil eden, Çin’in yıllardır uyguladığı hükümet stratejileridir. Hükümetlerin kendi ülkelerinin kritik ve yüksek getirili sektörleri koruma veya büyütme isteğinde sağladığı bariz avantajlar olsa da, bu tür müdahaleler genel tedarik zinciri için ilave riskler barındırır.
Nexperia krizi bu tür bir örnek sunmuş, bir çip firmasının kamulaştırılması girişimi, misilleme uygulamalara yol açarak nihayetinde tedarik zincirinde büyük aksamalara neden olmuştur. Üstelik sadece kesinti riskinin ötesinde, tedarik zincirlerine yönelik devlet müdahalesinin artması, şirketlerin hesaba katması gereken, ülkelerin jeopolitik hedeflere ulaşmak için kaldıraç kullanacağı korkusu gibi ek değişkenler yaratır.
5. Küresel Yaptırımlar
Yaptırımlar, 2020’lerde küresel üretim ağları için en etkili jeopolitik risklerden biri olarak öne çıktı. Uyghur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası (UFLPA), 2022’de kabul ettikten sonra, ABD sonraki yıllarda 144 Çinli kurumu yaptırıma tabi tuttu ve on binlerce sevkiyatı ABD giriş limanlarında alıkoydu. ABD’li şirketler, tedarik zincirlerinde UFLPA tarafından yaptırıma uğrayan ya da Çin’in Uygur bölgesinden hammadde tedarik eden tedarikçiler olup olmadığını belirlemeye çalıştı.
On yılın ilk yarısında öne çıkan diğer yaptırım listeleri arasında, Ticaret ve Güvenlik Bürosu’nun (BIS) Entity List’i ve Specially Designated Nationals (SDN) listesi bulunuyordu. Center for a New American Security’ye göre, Trump yönetimi selefine kıyasla yaptırımları çok daha az kullandı: Biden yönetimi 2024 yılında SDN Listesine 3.000’den fazla kişi ve BIS Entity List’e 500’den fazla kişi eklerken, Trump döneminde bu rakamlar sırasıyla SDN Listesi için yaklaşık 1.300 kişi, BIS Entity List için de yaklaşık 140 kişi oldu.
Uygulamanın azalmasına rağmen, yaptırımlar güçlü bir araç olmaya devam ediyor. Yönetimler, bu yaptırımları rakip ülkelere karşı veya uluslararası hukuku ve insan haklarını ihlal eden kötü aktörleri cezalandırmak için kullandı. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda yaptırımların tekrar gündeme gelmesi ihtimali her zaman vardır ve işletmelerin bu ticari mevzuatlara uyum sağlamak için gerekli özeni gösterecek şekilde hazırlıklı olmaları gerekir.
:quality(85))
6. Silahlı Çatışmalar
Ukrayna, Gazze ve Sudan dahil çeşitli ülkelerde yaşanan silahlı çatışmalar, son yıllarda ciddi can kayıplı, şiddetli kara savaşlarının endişe verici şekilde yeniden yükselişe geçtiğini gösteriyor. Her silahlı çatışma doğrudan büyük tedarik zinciri etkilerine yol açmasa da, savaşların başlattığı zincirleme reaksiyonların ne kadar kapsamlı ve çok boyutlu olabileceğini bilmek önemlidir.
İsrail’in 2023 Ekim’inde Gazze Şeridi’ne başlattığı kapsamlı işgalin ardından, Husi militanları, bu işgali protesto amacıyla, Kızıldeniz üzerinden geçen ticari gemilere saldırmaya başladı—bu bölge uluslararası deniz taşımacılığı için kritik bir güzergah. Bu operasyonlar, dünya genelindeki üreticiler, lojistik firmaları ve tedarik zincirlerinde yankı buldu ve birçok şirketi yüklerini alternatif deniz rotalarına yönlendirmek zorunda bıraktı. Sonraki aylarda, Kızıldeniz üzerinden konteyner gemisi trafiği %75’e kadar düştü. Bu örnek, silahlı çatışmaların tedarik zincirlerini öngörülmesi neredeyse imkânsız birçok farklı şekilde etkileyebileceğini gösteren izole bir olaydan ibaret.
Çatışmaların farklı bölgelerde devam ettiği günümüzde, savaşların tekrar tedarik zincirlerine sıçrama, nakliye rotalarını, hammadde tedarikini ve diğer ana değişkenleri tehlikeye atma olasılığı şaşırtıcı olmayacaktır.
Çatışmaların farklı bölgelerde devam ettiği günümüzde, savaşların tekrar tedarik zincirlerine sıçrama, nakliye rotalarını, hammadde tedarikini ve diğer ana değişkenleri tehlikeye atma olasılığı şaşırtıcı olmayacaktır.
Kapsamlı Bir SCRM Aracıyla Jeopolitik Tedarik Zinciri Risklerini Yönetin
Günümüzün jeopolitik tedarik zinciri riskleri katmanlı ve öngörülemez; gerilimler, çatışmalar ve rekabet, üretim ağlarına çok çeşitli, karmaşık şekillerde yansıyor. Organizasyonlar, gümrük vergileri, ihracat kısıtlamaları veya kara savaşlarının tedarikçilerini ve üretim sürekliliğini ne şekilde etkileyeceğini öngöremese de; kesintilere kararlı ve güvenli bir şekilde yanıt verebilecek kaynaklarla kendilerini donatabilir.
Tedarik zinciri risk yönetimi (SCRM) platformu Z2Data, şirketlerin jeopolitik riskleri tespit etmesini, değerlendirmesini ve azaltmasını sağlayan kapsamlı bir yetenek seti sunar. Z2Data'nın Risk Hub’ı, tedarikçi, tesis ve parça seviyesinde risk değerlendirmeleri sağlayarak şirketlerin farklı risk çerçevelerinden yararlanmasını mümkün kılar. Platform, tedarikçi değerlendirmelerinde jeopolitik risklerle doğrudan ilgili üç tanesi dahil, toplam 12 benzersiz risk faktörünü analiz eder.
- Gümrük Vergisi Etkisi
Z2Data, parçaları kilit ticaret özellikleriyle (HTS kodları, menşe ülke (COO) gibi) ilişkilendirerek şirketlerin değişen ticaret mevzuatından nasıl etkilendiğini analiz eder. Yeni gümrük vergileri ve ticari kısıtlar devreye alındıkça, müşteriler ürün ve tedarikçileri genelinde HTS sınıflandırmalarını ve tedarik noktalarını proaktif bir şekilde yükleyip yönetebilir.
- Ticaret Uyumluluğu
Z2Data, tedarikçilerin doğrudan şirkete veya alt katman tedarik zinciri üzerinden maruz kalabileceği yaptırım riskini bütünsel biçimde değerlendirir. Tarama süreci; Uyghur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası (UFLPA), OFAC yaptırım programları ve uluslararası ticaret kısıtlamaları gibi temel düzenlemeler dahil olmak üzere tüm büyük küresel yaptırım listelerini kapsar. Bu bilgiler, Z2Data'nın özel Sanctions Watchlist çözümüyle zenginleştirilir.
- Jeopolitik Risk
Son olarak araç, her bir tedarikçi ve tesisin siyasi istikrarsızlık, mevzuat değişkenliği ve çatışma bölgelerine maruz kalma riskini değerlendirir. Hub ayrıca, olumsuz jeopolitik gelişmelerin tüm üretici tesislerinde üretim istikrarını nasıl etkileyebileceğini de inceler.
Z2Data ve özelliklerinin, işletmenizin jeopolitik tedarik zinciri risklerine karşı dirençli olmasını nasıl destekleyebileceği hakkında daha fazla bilgi edinmek için ürün uzmanlarımızdan biriyle bir ücretsiz deneme planlayın.