Bu makale, 2020’li yıllarda Çin Artı Bir (China Plus One) tedarik eğiliminin nasıl evrildiğini ve son jeopolitik gelişmelerin bunu neden stratejik bir zorunluluk haline getirdiğini inceleyen iki bölümlük bir serinin ilk bölümüdür.
2010’ların ortasında bir noktada, birçok büyük çok uluslu şirket tedarik stratejilerini yeniden düşünmeye başladı. Bu firmaların önemli bir bölümü, üretim operasyonlarının büyük bölümünde Çin’e bağımlıydı; ülkenin makul işçilik maliyetleri, büyük üretim kapasitesi ve geniş iş gücü sayesinde “dünyanın fabrikası” olarak bilinen Çin’i tercih ediyorlardı. Bu tedarik uygulaması onlarca yıl öncesine—en azından 1980’ler ve 1990’larda küreselleşmenin ilk dönemlerine—dayanıyor olsa da, artık eskisi kadar avantajlı değildi.
Çin’in Şirketler Nezdinde Gözden Düşmeye Başlamasının Nedenleri
2010’ların ortalarına gelindiğinde, Çin, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olarak; elektronik ve tekstilden otomotive kadar pek çok sektörde baskın, rakipsiz bir üretim merkezi olarak öne çıkıyordu. Çin’in bu küresel sektörlerdeki ağırlığının artması, beraberinde gelişen orta sınıf ve artan refah seviyesiyle birlikte, ülkede iş yapma maliyetlerinin de yükselmesine yol açtı. İş gücü, 20. yüzyılın son on yıllarındaki kadar ucuz olmaktan çıktı ve yerli üreticiler, küresel müşterilerinden parça, yarı mamul ve diğer ürünler için daha yüksek fiyatlar talep etmeye başladı. Bu artan maliyetler, Amerikalı ve Avrupalı şirketleri yeni ve daha ucuz üretim olanakları aramaya itti. UCLA tedarik zinciri yönetimi uzmanı Christopher Tang’in StrategicRISK'e geçen yıl belirttiği gibi: “Çin’de artan iş gücü maliyetleri… Batılı firmaları, Vietnam ve Endonezya gibi Güneydoğu Asya ülkelerinde üretim tesisleri kurarak bir ‘Çin Artı Bir’ stratejisi uygulamaya sevk etti.”
2020’li yıllara hızlıca geldiğimizde, Çin Artı Bir sadece niş bir alternatif tedarik yaklaşımı olmaktan çıkıp, küresel satın alma stratejilerinin vazgeçilmez ve kritik bir unsuruna dönüştü. Peki Çin’in üretimdeki hakimiyeti ve pek çok sektördeki ısrarcı varlığı bu kadar hızlı nasıl değişti?
Pandemi “Çin Artı Bir” Stratejisini Nasıl Hızlandırdı?
Tıpkı toplumun birçok alanında olduğu gibi, COVID-19 pandemisi de Çin Artı Bir eğilimini hızlandırıcı bir rol oynadı. Pandeminin doruk noktası olan 2020 ve 2021 yıllarında, virüs tedarik zincirlerinde birçok krizi tetikledi; tedarik kıtlıklarından, büyük uluslararası limanlarda yaşanan konteyner sıkışıklıklarına ve fabrika kapanmalarına kadar çeşitli sorunlar yaşandı. Sonraki yıllarda, ekonomistler ve kamu politikası araştırmacıları, pandemiden kaynaklı ABD gelir kayıplarının 14 trilyon $'a kadar yükselebileceğini tahmin ettiler. Bu devasa rakamın yalnızca çok küçük bir bölümü tedarik zinciri aksaklıklarından kaynaklansa dahi, bu dahi on milyarlarca dolara karşılık gelmektedir.
O çalkantılı dönemde, pek çok çok uluslu firma, işlerinin Çin üretimine ne kadar bağımlı olduğunu bizzat tecrübe etti. Çin’in Sıfır COVID politikası—ülke çapında uygulanan karantinalar, temaslı takibi ve katı önlemler—Apple ve çeşitli Batılı otomobil üreticileri dahil, küresel şirketlerde tedarik kıtlıklarına sebep oldu. Büyük üretim merkezlerinde uygulanan kısıtlamalar, lojistikte yaşanan yavaşlamalar veya aylarca süren yeni virüs varyantları nedeniyle, ABD ve Avrupa’daki işletmeler Çin’deki pandemi kaynaklı kesintilerden büyük zarar gördü. Kısacası, COVID-19, yüksek derecede küreselleşmiş tedarik zincirlerinin yol açtığı eşsiz bağımlılığın bir boyutunu gözler önüne serdi: Çin’de başlayan darboğazlar, genellikle sadece Çin’e özgü kalmıyor, tüm dünyaya hızla yayılıyordu.
Kısacası, COVID-19, yüksek derecede küreselleşmiş tedarik zincirlerinin yol açtığı eşsiz bağımlılığın bir boyutunu gözler önüne serdi: Çin’de başlayan darboğazlar, genellikle sadece Çin’e özgü kalmıyor, tüm dünyada hissediliyordu.
O yılların ardından, büyük çaplı üretim operasyonlarına sahip birçok firma, tedarik zinciri stratejilerini tekrar gözden geçirmeye başladı: “Bir daha asla.” ABD’li şirketler, bir daha Çin’e bu denli bağımlı ve ciddi alternatiflerden yoksun kalmak istemediklerine karar verdiler. Ürünler ve parçalar için ağırlıklı olarak Çin üretimine bel bağlamak yerine, tedarik zincirlerini çeşitlendirme; farklı ülkelerde ve üretim merkezlerinde yeni kaynaklar bulma yoluna giderek, tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak, çevikliği yükseltmek ve maliyetleri potansiyel olarak azaltmak istediler.
Son istatistiksel veriler, son beş yılda ABD’nin Çin üretiminden kayda değer biçimde uzaklaştığını gösteriyor. Peterson Institute for International Economics tarafından 2024’te yayımlanan araştırmaya göre, “Amerika Birleşik Devletleri 2018’den beri, her türlü ithal mamul ürün için Çin’e olan bağımlılığını azalttı.” Gümrük verileri, ABD’nin tedarik zincirlerini Çin’den uzaklaştırarak Meksika, Kanada, AB ve Vietnam gibi ticaret ortaklarına yönelttiğini gösteriyor. Çin’in ABD’ye olan ihracatını on yıllar boyunca koruması veya artırmasının ardından, son yıllarda bu eğilimde kesin ve dikkat çekici bir geri dönüş yaşandı.
Veriler 2024 yılına kadar tam olarak mevcut olmasa da, ABD tedarik zincirlerinin Çin’e olan bağımlılığını azaltma eğilimini sürdürdüğüne, tedarik yapılan ağların Amerikan müttefikleri ve Çinli rakipler etrafında yeniden yapılandırıldığına dair güçlü işaretler bulunuyor.
ASEAN Bloğu ve Çin’in Rakipleri
2020’li yılların ilk yarısında, Güneydoğu Asya’daki bir grup ülke, Çin üretimine alternatif sunma konusunda istekli ve yetkin aktörler olarak öne çıktı. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği—yani ASEAN—şu on ülkeden oluşmaktadır:
- Endonezya
- Vietnam
- Tayland
- Malezya
- Filipinler
- Singapur
- Kamboçya
- Myanmar
- Laos
- Brunei
Son beş yılda bu 10 ülke, Çin’den uzaklaşan küresel tedarik zinciri çeşitlendirmesinde belirleyici bir rol oynadı. Vietnam, Malezya ve Tayland gibi ülkeler; otomotiv ve elektronik sektörlerinden yarı iletken ve elektrikli araç (EV) bataryalarına kadar çeşitli alanlarda üretim kapasite ve uzmanlıklarını artırarak, Çin Artı Bir’in açtığı boşluğu dolduracak rekabetçilik ve uygunluğa ulaşıyor. Sadece bir örnek olarak, Malezya yıllardır arka uç yarı iletken üretim ekosistemini geliştiriyor ve şimdi yarı iletken montajı, testi ve paketlemesi (ATP) alanında, küresel pazarın %13’ünden sorumlu durumda.
Sadece bir örnek olarak, Malezya yıllardır arka uç yarı iletken üretim ekosistemini geliştiriyor ve şimdi yarı iletken montajı, testi ve paketlemesi (ATP) alanında, küresel pazarın %13’ünden sorumlu.
S&P Global analistlerinin son analizleri bu dönüşümü şöyle özetliyor: “Doğrudan yabancı yatırım (FDI) verileri ile anekdotlar, Güneydoğu Asya’nın, anakara Çinli ve yabancı şirketler için Çin Artı Bir destinasyonu olarak öneminin arttığını gösteriyor.” Analistler şu çarpıcı örnekleri veriyor: Malezya’da çip test ve paketleme fabrikası yatırımları, Endonezya’da madencilikten üretime elektrikli araç tedarik zinciri ve Vietnam’da tüketici elektroniği üretim tesislerinin genişletilmesi…
“Shoring” Dalgası: Meksika, Kanada, Vietnam ve Diğerleri
Bu ASEAN ülkelerinin yükselişine ek olarak, Çin Artı Bir stratejisi kapsamında bir başka trend de öne çıktı. COVID-19 pandemisinin yol açtığı aksaklıklar ve dalgalanmalar sonrasında, bazı şirketler tedarik zincirlerinde dünyanın öbür ucunda yer alan karmaşık yapıların faydalarını yeniden tartışmaya açtı. Sınırlı görünürlük ve denetim sağlayabildikleri tesis ve fabrikalara bağımlı kalmak yerine, tedarik ve satın alma faaliyetlerini coğrafi olarak daha yakın bölgelere kaydırmanın avantajlarını düşünmeye başladılar. Bu yaklaşım; onshoring (ülke içine taşıma), nearshoring (yakın bölgeye taşıma) ve friendshoring (dost ülkeye taşıma) gibi, üç farklı ama bağlantılı yöntemi öne çıkardı: risklerin azaltılması, görünürlüğün artırılması ve tedarik zincirlerinde daha fazla kontrol kazanılması.
Bazı tedarik zinciri uzmanları, bu eğilimlerin gerçekte satın alma kararlarına ve uygulamalarına yansımayan endüstri jargonu olduğunu düşünebilir. Ancak veriler, bu kayışın gerçekten yaşandığını güçlü biçimde gösteriyor. The Reshoring Initiative adlı kâr amacı gütmeyen kuruluşun yaptığı araştırmalara göre, 2022 yılında toplam 360.000 iş ya ABD’ye geri getirildi ya da doğrudan yabancı yatırım yoluyla yaratıldı. Bu, bir önceki yıla göre %50'nin üzerinde bir artışa işaret ediyor. 2023 yılında ise toplu olarak süren onshoring çabası hafif yavaşlasa da, STK yine yaklaşık 300.000 işin ABD’de oluşturulduğunu ya da reshoring kapsamında geri döndüğünü bildiriyor.
Nearshoring ve friendshoring açısından da son örüntüler; Amerika’nın Meksika, Kanada, Tayvan ve Vietnam gibi ülkelerle ticari ilişkilerini güçlendirdiğini gösteriyor. Hatta Stanford Institute for Economic Policy Research’ün belirttiğine göre, Vietnam’dan ithalatlar 2017 ile 2022 arasında ikiye katlanarak, bu ülkeyi Çin üretimine maliyet-etkin ve güvenilir bir alternatif konumuna taşıdı.
Bu ilişkilerin bir kısmı güncel ABD ticaret politikaları nedeniyle artık zorlanıyor, hatta risk altına giriyor olsa da, tedarik zinciri yapısındaki bu dönüşüm, birkaç yıllık kısa dönemli siyasi gelişmelerin ötesinde, köklü ve uzun vadeli bir trend. Geçici dinamikler spesifik ticari ilişkileri karmaşıklaştırsa da, coğrafi olarak ABD’ye yakın ya da Amerika ile dostane diplomatik ilişkileri olan ülkeler bu eğilimden yararlanmaya devam edecek.
Ticaret Savaşları Üreticiler İçin Riskleri Nasıl Artırdı?
ABD ile Çin arasındaki devam eden ticaret gerilimi, Çin Artı Bir tedarik stratejisinin benimsenmesini daha da hızlandırdı. ABD Ticaret Bakanlığı’nın 2020’de uygulamaya koyduğu teknoloji kısıtlamalarıyla başlayan bu ticaret savaşları; elektroni̇k, yarı iletken ve nadir toprak mineralleri gibi, dünyanın en büyük ve kritik sektörlerini kapsayacak şekilde büyüdü. Başkan Biden, Trump’ın ilk dönemine kıyasla ticari bariyerler konusunda daha kademeli ve metodik davransa da, kendi yönetimi de Çin’e ihraç edilen ileri teknoloji ve donanımı ciddi şekilde kapsayan sert ve geniş yasaklar getirdi. Pekin ve Çin Halk Cumhuriyeti (PRC) ise, galyum ve germanyum gibi kritik minerallerin ihracatına kısıtlamalar uygulayarak karşılık verdi.
2021-2024 yılları arasında ABD, Çin’in teknolojik gelişimini engellemeye ve ABD’nin ileri seviye yarı iletken teknolojilerindeki liderliğini korumaya yönelik bir dizi kısıtlama getirdi.
ABD-Çin Ticaret Savaşları Kronolojisi
- Ekim 2022: Bureau of Industry and Security, Çin’e yönelik kapsamlı yarı iletken ihracat kontrolleri uygulamaya koydu. Kısıtlamalar arasında; belirli yarı iletkenler ve donanımların Commerce Control List (CCL)’e eklenmesi, ABD teknolojisi kullanılarak üretilen donanımın Çin’e satışını sınırlandıran yeni Foreign Direct Product Rules (FDPR) kurallarının getirilmesi ve 30’dan fazla şirketin Entity List’e eklenmesi yer aldı.
- Mayıs 2023: Çin, ABD’nin ticaret hamlelerine her zaman aynı ölçekte yanıt vermese de, ABD endüstrisini zorlamak için çeşitli karşı önlemler aldı. Mayıs 2023’te hükümet, ABD’li yarı iletken üreticisi Micron’u Çin’deki büyük altyapı projelerinden men etti. Çin Siber Uzay İdaresi, Micron’un ürünlerinin “ciddi ağ güvenliği riskleri” taşıdığını ve “Çin’in kritik bilgi altyapısı tedarik zincirini tehlikeye attığını” belirtti.
- Ekim 2023: Biden yönetimi, önceki yıl yürürlüğe giren ticari kısıtlamaları hedefli şekilde güncelledi. Bu değişiklikler; mevcut açıkları kapatma ve kapsamı genişletme amacını taşıyan üç ana revizyondan oluşuyordu. BIS, ihracat kontrolüne tabi yarı iletken üretim ekipmanı (SME) tiplerinin kapsamını genişletti; kısıtlama kapsamına giren çip türlerindeki kriterleri güncelledi ve 13 Çinli işletmeyi daha Entity List’e ekledi—bu firmaların askeri uygulamalarla ilişkili yapay zeka geliştirdiği iddia edildi.
- Aralık 2024: Önceki iki yıldaki ticari hamlelere karşılık olarak PRC, ABD’ye galyum, germanyum, antimon ve birkaç önemli mineralin ihracatını yasakladı. Çin Ticaret Bakanlığı şu açıklamayı yaptı: “İlke olarak, galyum, germanyum, antimon ve süper sert malzemelerin Amerika Birleşik Devletleri’ne ihracatına izin verilmeyecek.” Galyum ve germanyum, yarı iletken üretiminde temel malzemelerdir. 2024 yılında Çin, rafine galyumun küresel üretiminin %98’inden, rafine germanyumun ise neredeyse %60’ından sorumluydu.
ABD ve Çin arasındaki jeopolitik gerginlik ve karşılıklı ticari kısıtlamalar, Çin’den tedarik yapmanın risklerini birçok açıdan artırdı.
ABD ve Çin arasındaki jeopolitik gerginlik ve karşılıklı ticari kısıtlamalar, Çin’den tedarik yapmanın risklerini birçok açıdan artırdı.
- İlk olarak, Çin’den mal ithal etmek artık çok daha maliyetli hale geliyor. Sadece son altı hafta içinde, Trump yönetimi mevcut Biden döneminden kalma tarifelere ek olarak, Çin menşeli tüm mallara iki kez %10’luk gümrük vergisi getirdi.
- İkinci olarak, bu ticaret savaşı şiddetlenmeye devam ettikçe, Çin’in de yarı iletken, elektronik ve diğer ilgili ürünlerde ihracat kontrolleri uygulama ihtimali artıyor. Zaten galyum ve germanyum dahil kritik minerallerde kısıtlamalar uyguladılar. Böyle bir kısıtlama muhtemelen yüklü miktarda çip ve yüksek teknoloji ürünü ihraç eden Çin ekonomisini olumsuz etkilerdi, fakat Çin Komünist Partisi (CCP) yıllardır ABD’nin teknolojik gelişimi engellemeye yönelik hamlelerine maruz kaldığı için, zamanla Amerikan endüstrisine en fazla zarar verecek noktada misilleme yapmayı tercih edebilir.
- Üçüncü olarak, Çinli üreticilerin ABD yönetimi tarafından yaptırıma uğrama riski arttı. ABD Ticaret Bakanlığı halen 700’den fazla Çinli şirketi yaptırım listelerine aldı; yalnızca son 13 ayda UFLPA, 100 firmayı daha Entity List’e ekledi. Bir tedarikçiden mal alan Amerikan şirketleri, tedarikçi yaptırıma uğrarsa aniden kritik parçalarda kıtlık yaşayabilir veya üretimde tamamen kopabilir, bu da üretim ve imalat sürekliliğini tehdit eder.
Bunlar, süregelen çip savaşları ile geniş çaplı ABD-Çin ticaret çatışmasının; Çin Artı Bir’in içeriğini ve önemini nasıl değiştirdiğine dair örneklerden sadece birkaçı. 2025 yılı koşulları göz önüne alındığında, Batılı firmalar için Çin Artı Bir stratejisini benimsemek veya Çin’i tamamen terk ederek “Artı Birçok” yaklaşımına yönelmek artık güçlü bir zorunluluğa dönüşmüş durumda—ve bu yaklaşım, küresel üretimde hızla yaygınlaşıyor.
Çin Artı Bir’in güncel durumu üzerine hazırlanan bu derinlemesine incelemenin ikinci bölümü, 18 Mart Salı günü yayımlanacaktır.