Kalıcı organik kirleticiler, yaygın olarak POPs (Persistent Organic Pollutants) olarak kısaltılan, çevremizde uzun süre varlığını sürdürebilen geniş bir toksik kimyasal gruptur. Bozunmaya karşı dirençli ve biyobirikimli olan bu maddeler, tüm dünyada insanların, vahşi yaşamın ve ekosistemlerin sağlığını olumsuz etkileyebilir.
Kalıcı Organik Kirleticiler Nedir?
Günümüzde POPs olarak bildiğimiz birçok kimyasal, II. Dünya Savaşı sonrası on yıllarda ilk kez üretilmiştir. Bu hızlı sanayileşme döneminde bilim insanları, hastalıklarla mücadele etmek, mahsulleri korumak ve günlük ürünleri geliştirmek için çeşitli yeni maddeler yarattı. Bu kimyasallar arasında böcek ilaçları, herbisitler, soğutucular ve plastikleştiriciler yer almaktaydı ve o dönemde oldukça avantajlı görünmekteydi. Tarımsal üretimi artırmak, üretim süreçlerini iyileştirmek ve ölümcül enfeksiyonların yaygınlığını azaltmak konusunda önemli katkılar sağladılar.
Ancak zamanla, araştırmacılar poliklorlu bifeniller (PCB'ler) ve diklorodifeniltrikloroetan (DDT) gibi kimyasalların çevrede alarm verici derecede kalıcı olduğu tespit etmeye başladı. Bu bileşikler ve diğer benzer POPs’lar toprakta, suda ve hatta vahşi yaşamda birikerek bazı türlerde geri dönüşü olmayan zararlara yol açtı. Aynı derecede endişe verici bir diğer bulgu ise, POPs’ların rüzgar ve su yoluyla çok uzak mesafelere taşınabilmesi ve bu kimyasalların, orijinal üretimlerinden binlerce kilometre uzaktaki ülke ve kıtalarda da kontaminasyona yol açabilmesiydi. Bilim insanları nihayetinde POPs’ların Arktik ve Antarktika dahil olmak üzere, dünyanın en izole ve ıssız bölgelerinde bile var olduğunu keşfettiler.
Bu bileşikler ve diğer benzer POPs’lar, toprakta, suda ve hatta vahşi yaşamda birikerek bazı türlerde geri dönüşü olmayan zararlara yol açtı
Kalıcı Organik Kirleticilerin Sağlık Üzerindeki Etkileri
Son birkaç on yılda yapılan çok sayıda araştırma, kalıcı organik kirleticilerin insanlar için ciddi sağlık riski oluşturduğunu kanıtlamıştır. EPA'ya göre, “İnsanlarda üreme, gelişim, davranışsal, nörolojik, endokrin ve bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz sağlık etkileri, POPs’a bağlanmıştır.”
“İnsanlarda üreme, gelişim, davranışsal, nörolojik, endokrin ve bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz sağlık etkileri, POPs’a bağlanmıştır.”
2002 yılında yapılan bir çalışma, kritik gelişim dönemlerinde POPs’a sürekli maruz kalan insanlarda, endokrin sistemde bozulmalar meydana geldiğini, bunun da temel hormonları etkileyerek gelişim seyrini kalıcı şekilde değiştirdiğini ortaya koydu. Aynı çalışma ayrıca POPs maruziyetiyle özgül üreme sağlığı etkileri arasında bağlantı kurdu; bu etkiler arasında kadınlarda doğurganlığın azalması, endometriozis ve üreme yaşlanmasının daha erken başlaması yer aldı.
Bu kimyasalların vahşi yaşam üzerindeki olumsuz etkileri de bir o kadar korkutucudur. POPs’un diğer türler için ne kadar zararlı olabileceğine dair en erken bilinen örneklerden biri kel kartaldır. 1950’ler ve 60’larda DDT’nin yaygın kullanıma girmesiyle, kimyasal tüm ABD’de su yollarına karışarak balık ve su bitkilerini kontamine etti. Kartallar, beslenme zincirinin temelini oluşturan farklı balık türlerinden DDT’ye maruz kaldı ve sonuçlar yıkıcı oldu. Kimyasal, kartalın üreme sistemini kritik şekilde bozarak, U.S. Fish and Wildlife Service’e göre, “kuluçka sırasında sıklıkla kırılan ya da çatlayarak açılmayan çok ince kabuklu yumurtalar” üretmelerine yol açtı. Amerika’da DDT ilk tanıtıldıktan yalnızca 20 yıl kadar sonra, 1963’te, ABD’deki kel kartal nüfusu neredeyse tamamen tükenme noktasına gelmişti. Bir zamanlar 100.000’in üzerinde olan popülasyon, sadece 417 yuvalama çiftine indi.
Stockholm Sözleşmesi ve POPs Üzerindeki Kısıtlamalar
Mayıs 2001’de, sonrasında “Stockholm Sözleşmesi” olarak anılacak bir Birleşmiş Milletler konferansı İsveç’te düzenlendi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UN Environment Programme) tarafından organize edilen bu konferans, gezegendeki en zehirli ve yaygın POPs’ların üretimini ve kullanımını sınırlamayı veya ortadan kaldırmayı amaçladı. Küresel anlaşma başlangıçta 128 tarafça onaylanırken, bugün bu sayı 186’ya ulaşmıştır. (ABD, 2001’de sözleşmeyi imzalayan taraf olsa da, halen hükümlerini onaylamamıştır.)
Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından organize edilen bu konferans, gezegendeki en zehirli ve yaygın POPs’ların üretimini ve kullanımını sınırlamayı veya tamamen ortadan kaldırmayı amaçlamıştır.
Stockholm Sözleşmesi; katılımcı ülkelerin uymakla yükümlü olduğu dört ana madde altında özetlenebilir
- Dokuz kalıcı organik kirleticinin kullanımını kesin olarak yasaklamak, DDT kullanımını sıtmayla mücadeleyle sınırlamak ve kimyasal yakma ile endüstriyel proseslerden kaynaklanan dioksin ve furan gibi yan ürünlerin oluşumunu asgari seviyeye indirmek.
- Üretim süreçleri sırasında —dioksin ve furanlar dahil— istenmeden ortaya çıkan POPs’ların çevreye salınımını en aza indirmek veya tamamen ortadan kaldırmak için mevcut en iyi teknikleri kullanmak.
- POPs içeren mevcut atık ve stokları tespit edip yönetmek ve bu kimyasalların çevreye sızmasını önlemek amacıyla gerekli tüm tedbirleri almak.
- Sözleşme kapsamında düzenlemelere tabi tutulacak yeni kimyasalların değerlendirmesinden sorumlu bir Kalıcı Organik Kirleticiler İnceleme Komitesi kurmak dahil olmak üzere, ek POPs’ları düzenleyici işleme konu etme sürecini başlatmak.
Toksik Kimyasalların “Kirli Onlusu” (Dirty Dozen)
Stockholm Sözleşmesi, Mayıs 2004’te yürürlüğe girdiğinde, üç yıl önce kabul edilmesinin ardından, insan yapımı kimyasal kirleticilerin en yaygın 12’sine odaklandı. Bu sözde “kirli onlu”, pestisitler, endüstriyel kimyasallar ve yakma süreçleri ile atık bertarafı sırasında ortaya çıkan toksik yan ürünleri içeriyordu.
- Dikloro difenil trikloroetan (DDT): Tüm POPs arasında belki de en kötü şöhretlilerinden olan DDT, 1940’larda böcek ilacı olarak geliştirilmiş ve kısa sürede tarım sektöründe yaygınlaşmıştır. 1972’de EPA, ABD’de DDT kullanımını yasaklamıştır. Bu kimyasal, toprakta 15 yıla kadar kalabilmekte ve insanlar üzerinde kanser ve diyabet riskini artırma ile doğurganlıkta azalma gibi olumsuz sağlık etkilerine sahip olabilmektedir.
- Poliklorlu bifeniller (PCB’ler): PCB’ler, yağlayıcı, plastikleştirici ve kağıt üretiminde kullanılan, insan yapımı geniş bir kimyasal ailesidir. PCB’ler başta deniz canlıları olmak üzere toksiktir ve insanlarda bağışıklık ve üreme sistemlerinde bozulmalara yol açtığı tespit edilmiştir.
- Hekzaklorobenzen (HCB): Başlangıçta buğday ve diğer tahılların tohumlarını korumak için fungisit olarak kullanılan HCB; cilt lezyonlarına, karın ağrılarına ve diğer semptomlara neden olur ve EPA tarafından muhtemel bir insan kanserojeni olarak sınıflandırılmıştır.
- Dieldrin ve Aldrin: Bu POPs’lar, meme kanseri ve Parkinson hastalığı gelişme riskinde artış da dahil olmak üzere çok sayıda zararlı sağlık etkisine sahiptir. Bağışıklık sistemini baskılayıcı (immünotoksik) ve sinir sistemine zararlı (nörotoksik) olup bilinen endokrin bozuculardır.
- Klordane: 1940’larda geliştirilen bir başka böcek ilacı olan klordane, kısa süreli maruziyetten sonra mide-bağırsak sorunları ve nörolojik semptomlara yol açar; EPA tarafından muhtemel insan kanserojeni olarak sınıflandırılmıştır.
- Toksafen: 1960 ve 70’lerde başlıca tarla ürünlerinde, hayvancılıkta ve kümes hayvanlarında pestisit olarak kullanılan toksafen, maruz kalan hayvanlarda tiroit, bağışıklık sistemi ve merkezi sinir sistemi hasarları dahil çeşitli toksik etkilere sahip olmuştur. HCB ve klordane gibi, toksafen de EPA tarafından muhtemel insan kanserojeni olarak sınıflandırılmıştır.
- Heptaklor: 1953’ten itibaren yirmi yılı aşkın süre boyunca yaygın olarak kullanılan bir böcek ilacı olan heptaklor, kimyasala kronik şekilde maruz kalan insanlarda çeşitli nörolojik etkilere yol açmıştır.
- Mireks: Mireks, 1950’lerin sonlarından 1970’lerin başlarına dek plastik, kauçuk ve çeşitli malzemelerde alev geciktirici olarak popülerdi. Kimyasal yaklaşık on yıl yarı ömre sahip olup birçok sucul tür için toksiktir.
- Endrin: Böcekleri, kuşları ve kemirgenleri uzaklaştırmak için geliştirilmiş bir pestisit olan endrin, insanda uzun süreli maruziyet sonucu nörolojik semptomlar (konvülsiyon, kas seğirmesi, fiziksel çöküş gibi) oluşturabilir.
- Dioksinler: Dioksinler, atık yakma, araç emisyonları ve diğer yanma biçimlerinden türeyen birkaç yüz kimyasal bileşik ailesidir. EPA, bu bileşiklerin son derece toksik olduğunu belirtir, bağışıklık, üreme ve endokrin sistemlerinde sorunlara yol açar ve maddeyi muhtemel insan kanserojeni olarak tanımlar.
- Furanlar (poliklorlu dibenzofuranlar): Furanlar da yanma ve yakma süreçlerinin yan ürünüdür. Dioksinlere benzeyen bu kimyasallar hayvanlarda doğurganlıkta azalma, bağışıklık sistemi baskılanması ve gelişimsel değişiklikler dahil çeşitli olumsuz sağlık etkilerine yol açmaktadır.
Stockholm Sözleşmesi ve POPs Mevzuatının Uygulanması
Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Stockholm Sözleşmesi’nin uygulanmasını ve hükümlerine uyulmasını denetlemek için bir uyumluluk komitesi kurmuştur. UNEP'in açıklamasına göre, bu komitenin ve kurumun genel olarak uyumluluk mekanizmaları “çatışmacı olmayan, şeffaf, maliyet etkin ve önleyici nitelikte, sade, esnek, bağlayıcı olmayan ve taraflara Stockholm Sözleşmesi hükümlerini uygulamada yardımcı olmaya dönük olarak tasarlanmıştır.” Stockholm Sözleşmesi hukuken bağlayıcı olsa da, UNEP, yükümlülüklere uymayan ülkelere herhangi bir somut yaptırım mekanizması veya başka türde ceza öngörmemektedir.
İşletmeler İçin POPs Uyumluluk Yükümlülükleri
Stockholm Sözleşmesi’nin “çatışmacı olmayan”, cezalandırıcı olmayan yaklaşımı, anlaşmanın düzenleyici hükümlerini ihlal eden işletmeler, kuruluşlar veya diğer taraflar için hiçbir yaptırım olmadığı anlamına gelmez. Aslında, sözleşmeye taraf olan her ülke; uyumsuzluk halinde uygulanacak cezaları kendisi belirlemektedir.
Örneğin Avrupa’nın büyük bölümünde, AB, Stockholm Sözleşmesi’ni POPs Regülasyonu yoluyla uygulamaya almıştır (ve UNEP'in kapsadığı ilk 12 kimyasalı daha da genişletmiştir). Bu düzenleme, şunu hükme bağlar: AB’nin 27 üye devletinin “bu Yönetmeliğin ihlali durumunda uygulanacak kuralları belirlemesi ve bunların uygulanmasını sağlayacak tüm önlemleri alması gerekir. Öngörülen yaptırımlar etkili, orantılı ve caydırıcı olmalıdır.”
Başka bir deyişle, AB üye ülkelere caydırıcı cezaların uygulanmasını zorunlu kılsa da, her ülke kendi özgün yaptırım mekanizmasını kendisi oluşturmakla yükümlüdür. Cezalar AB ülkeleri arasında değişkenlik göstermekle birlikte; para cezaları, yaptırımlar ya da hukuki işlem dahil olabilir. Stockholm Sözleşmesi’ni onaylamamış olan ABD ise, birçok POPs kimyasalına ilişkin olarak başka uluslararası anlaşmalar yoluyla bireysel yasaklar ve kısıtlamalar getirmiştir; ihlallerdeki cezalar çeşitlilik göstermektedir.
Cezalar AB ülkeleri arasında değişiklik gösterse de, bunlar arasında para cezası, yaptırım veya hukuki işlem bulunabilir.
AB’nin 27 üye ülkesinden herhangi birinde faaliyet gösteren ve kalıcı organik kirleticiler içeren veya salan kimyasalları ya da ürünleri üreten, ithal eden veya satan işletmeler, bu kullanımı ilgili ülkeye raporlamakla yükümlüdür. Bu raporlama gerekliliklerine riayet etmenin yanı sıra, şirketlerin uyması gereken birkaç kritik uyumluluk önlemi daha bulunmaktadır. Bunlar arasında faaliyet gösterilen pazardaki spesifik mevzuatı ve ceza uygulamalarını titizlikle incelemek, POPs maruziyet düzeyini değerlendirmek için gerekli incelemeleri yapmak ve ürünlerindeki yasaklı kirleticileri durdurmak, yerine uygun alternatifler bulmak için stratejik planlar geliştirmek yer alır.
AB’nin 27 üye ülkesinde faaliyet gösteren ve kalıcı organik kirleticiler içeren veya bunları salan kimyasal veya ürünlerin üretimi, ithalatı ya da satışıyla ilgilenen işletmeler, ilgili ülkeye bu kullanımı raporlamak zorundadır.
Açık etik konuların ötesinde, AB tarafından yasaklanmış kimyasal kirleticilerin üretilmesi ve salınmasının yasal, finansal ve itibar maliyetleri, kapsamlı bir risk azaltma çalışmasını gerektirecek kadar ciddi düzeydedir. AB’de faaliyet gösteren şirketler, insanları ve vahşi yaşamı ciddi sağlık risklerine maruz bırakmakla suçlanmak istemez, zira kendi ürünlerinin yol açtığı riskleri yeterince kavrayamamış ve ihmalkar olmaktan sorumlu tutulmak istemezler. Yetmiş yılı aşkın delil birikimiyle, hiçbir üretici, ithalatçı veya paydaş, kalıcı organik kirleticilerle ilişkili sayısız sağlık tehlikesinden habersiz olamaz.