Bu makale, Z2Data CEO'su Mohammad Ahmad'ın tedarikçi risk analizine yönelik şirketlerin bakış açılarını ve uygulama biçimlerini değiştiren yeni nesil kesintileri ele aldığı iki bölümlük serinin ikinci parçasıdır ve üreticilerin yarı iletken tedarikçilerinin risk değerlendirmelerini başarıyla gerçekleştirmek için neler yapması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bir kuruluş, tedarik zinciri içerisindeki en önemli riskleri belirledikten ve tedarikçileri hakkında ihtiyaç duyulan istihbarata ulaştıktan sonra, tüm bu bilgilerin ne anlama geldiğini değerlendirebilmelidir. Yani, bu bilgiler nicel olarak ölçülebilmelidir. İşte risk matrisi tam da bu noktada devreye girer. Risk matrisi, kuruluşların spesifik bir riskin tehdit düzeyini hassas ve nüanslı bir şekilde anlamaları için kullanabilecekleri grafiksel bir araçtır. Genellikle matrisin iki ekseni olur; biri bir riskin gerçekleşme olasılığını, diğeri ise riskin etkisinin şiddet düzeyini gösterir.
Risk matrisi, kuruluşların spesifik bir riskin tehdit düzeyini hassas ve nüanslı bir şekilde anlamaları için kullanabilecekleri grafiksel bir araçtır.
Risk matrisi, kuruluşların tedarikçi değerlendirmelerini gerçekleştirmek için kullandıkları daha geniş bir risk modelinin içine entegre edilmelidir. Tüm tedarikçilerin eşit koşullarda ve aynı kriterlere göre değerlendirildiğinden emin olmak ve objektifliği korumak için bu modellerin standartlaştırılması gerekir. Ayrıca, her potansiyel tedarikçi veya satıcıya kolaylıkla uyarlanabilecek tutarlı ve tekrarlanabilir bir sürecin içine de entegre edilmelidir. Ahmad’ın ifadesiyle: “Otomatik, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir yapı olmalıdır.”
“Otomatik, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir yapı olmalıdır,” dedi Ahmad.
Doğal Risklerle Yüzleşmek: Yarı İletken Tedarikçilerine Özgü Tehditler
Pek çok sektörde, tedarikçilerinden kaynaklanan riskleri değerlendiren şirketler genellikle aynı dört-beş kategoriye yoğunlaşabilirler. Bunlar arasında, bu yazıda ele alınan finansal istikrar, ticaret mevzuatı uyumu, jeopolitik sorunlar ve iklimle ilgili kırılganlıklar gibi çeşitli kesinti türleri yer alır. Ancak yarı iletken tedarik zincirindeki muhtemel tehlikeleri değerlendiren kuruluşlar, daha özelleştirilmiş ve hatta kapsamlı bir risk yönetimi yaklaşımını benimsemelidir. Çünkü yarı iletken alanında faaliyet gösteren tedarikçiler, üreticilerin risk modellerine titizlikle dahil edilmesi gereken sektöre özgü birçok tehdide açıktır.
Pek çok sektörde, tedarikçilerinden kaynaklanan riskleri değerlendiren şirketler genellikle aynı dört-beş kategoriye yoğunlaşabilirler. Bunlar arasında, bu yazıda ele alınan finansal istikrar, ticaret mevzuatı uyumu, jeopolitik sorunlar ve iklimle ilgili kırılganlıklar gibi çeşitli kesinti türleri yer alır.
Ahmad’a göre, yarı iletken firmaları için tedarikçi risk değerlendirmesi geliştiren üreticilerin sorması gereken bir dizi birbirine bağlı soru var: “Tedarik ettiğiniz üründe önde gelen bir tedarikçi mi? Orta ölçekli mi? Küçük ölçekli mi? Bu onların işlerinin ana faaliyeti mi?” Yarı iletken tedarik zincirinin karmaşıklığı ve bu karmaşıklığı sürdüren derin alt katmanlar nedeniyle, üreticiler aynı zamanda tedarikçilerinin bağımlılıklarını da göz önünde bulundurmalıdır.
Tüm yarı iletken üretim süreçlerini (tasarım ve üretim dahil) kendi bünyesinde yürüten bütünleşik cihaz üreticileri (IDM—integrated device manufacturer), genellikle üretimini dökümhanelere (foundries) yaptıran fabless firmalara göre daha az bağımlılığa sahiptir. Tipik olarak fabless üreticiler, üretim süreçleri daha fazla sayıda fabrika ve tesise yayıldığı için, tekil hata noktası sayısı artmakta ve daha fazla kırılganlığa sahip olmaktadır. Bu durum, tedarik zinciri risk yönetimi açısından anlamlı bir farklılık yaratır ve risk değerlendirmelerinde mutlaka dikkate alınmalıdır.
Tüm yarı iletken üretim süreçlerini (tasarım ve üretim dahil) kendi bünyesinde yürüten bütünleşik cihaz üreticileri (IDM), genellikle üretimini dökümhanelere yaptıran fabless firmalara göre daha az bağımlılığa sahiptir.
IDM’ler ile fabless firmalar arasındaki temel farkları anlamanın yanında, şirketler—her tedarik zincirinde yaygın olmasa da—yarı iletken endüstrisinde orantısız büyüklükte bir etkiye sahip olan bir risk kategorisine de hakim olmalıdır. Her yıl yüzbinlerce elektronik komponent kullanım ömrü sonuna ulaşmakta. Z2Data'nın en son raporu olan Obsolescence Trends in 2024’e göre, 2023 yılında yarım milyona yakın komponent EOL’e (kullanım ömrü sonu) girdi. Ancak önemle hatırlanmalıdır ki, yaşam döngüleri ve kullanımdan kalkma (obsolescence) eğilimleri tedarikçi ağında eşit şekilde dağılmaz.
:quality(85))
Tedarik zinciri risk yönetimi önlemlerini mümkün olan en kapsamlı şekilde yürütmek isteyen kuruluşlar, tedarikçilerinin kullanım ömrü sonu geçmişini araştırmalıdır. Parçaları sık sık erkenden kullanımdan kalkan veya komponentlerine yönelik EOL tahminlerini isabetli biçimde sağlayamayan üreticiler, müşterileri için gereksiz risk oluşturmaktadır. Beklenmedik şekilde ortaya çıkan kullanım ömrü sonları, ürün tasarımlarını ve malzeme listelerini (BOM) tehlikeye atabilir ve alternatif çapraz referansların belirlenmesi veya yeni tedarikçilerle çalışılması için kritik kaynakların harcanmasına neden olabilir. Tedarikçiler arasındaki bu obsolescence eğilimlerindeki farklılıkları tespit etmek ve bu farklılıkları risk matrislerine ya da diğer risk modellerine yansıtmak, kapsamlı bir tedarik zinciri risk yönetiminin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Son olarak, yarı iletken tedarik zincirinden tedarik yapan şirketler, endüstrinin sınırlı üretim kapasitesinin doğrudan oluşturduğu devam eden riskin de farkında olmalıdır. Son birkaç yılda yaşanan büyük tedarik darboğazlarının temeli, dünya genelindeki dökümhaneler ve IDM’lerin toplam üretim kapasitesinin artan talepleri karşılayamamasıdır. Neyse ki, küresel üretim kapasitesi artık dünyanın elektronik çiplere olan doymak bilmez talebini yakalamaya başlamış durumda ve imalat çıktısı artmaya devam ediyor. 2024 yılında toplam kapasitenin, sektör için bir rekor anlamına gelen ayda 30 milyon wafer’ı (WPM) aşması bekleniyor—2023 seviyelerine göre %6’lık bir artış anlamına geliyor.
Ahmad, sektörde arz-talep dengesinin kısmen yeniden sağlandığını kabul etmekle birlikte, önümüzdeki birkaç yılda bu dinamiklerin nasıl değişeceğini öngörmenin son derece zor olduğunu söylüyor. “Şu anda durum biraz daha yumuşak, çünkü son birkaç yıldaki kıtlıklar nedeniyle üretimde ciddi bir artış yaşandı,” diyor; “ancak talep her şekilde artacak ve kapasitenin buna yetişip yetişemeyeceği ise belirsiz.” Dahası, sektörde genel olarak kapasitenin istikrar kazanması, belirli segmentlerde ve belirli teknoloji düğümlerinde de istikrarlı kalacağı anlamına gelmez. Yarı iletken tedarik zincirine bağımlı işletmelerin, operasyonları için kritik olan elektronik komponentlerin tedarik eğilimlerini ve üretim projeksiyonlarını kendilerinin analiz etmesi gerekir.
“Şu anda durum biraz daha yumuşak, çünkü son birkaç yıldaki kıtlıklar nedeniyle üretimde ciddi bir artış yaşandı,” diyor; “ancak talep her şekilde artacak ve kapasitenin buna yetişip yetişemeyeceği ise belirsiz.”
Tedarik Zinciri Risk Yönetiminde “Uzun Vadeli Plan”a Odaklanmak
Küresel tedarik zinciri pandemi sırasında alt üst olduğundan beri, milyarlarca dolar zarara neden olurken şirketleri satın alma süreçlerini ve yedekleme stratejilerini daha dikkatli değerlendirmeye zorlamasıyla, tedarik zinciri risk yönetiminin önemi büyük ölçüde arttı. SCRM’in (Supply Chain Risk Management—Tedarik Zinciri Risk Yönetimi) temel unsurlarından biri olarak, tedarikçi risk değerlendirmeleri de yaygınlık ve bilinirlik açısından büyük yol kat etti. Şirketler ve stratejik tedarik ekipleri; tedarikçi ilişkilerinde sadece fiyat ve bulunabilirliğin değil, risklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesinin de organizasyonun genel sağlığı, uzun vadeli büyüme potansiyeli ve finansal tabloları için en az diğer faktörler kadar kritik olduğunu fark etmeye başladı.
Risklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi, bir organizasyonun genel sağlığı, uzun vadeli büyüme potansiyeli ve finansal sonuçları için en az diğer faktörler kadar kritik olabilir.
Ancak risk analizini temel bir tedarik zinciri risk yönetimi aracı olarak entegre eden ve tedarikçilerdeki kırılganlıkları değerlendirmek için gerekli kapsamlı adımları atan şirketler, gelişmekte olan bu alana özgü büyüme sancılarıyla da karşılaşacaktır. Tedarikçilerin sorulara kapalı veya isteksiz yaklaşabildiğini, hızla gelişen düzenleyici ortamda mevzuat uyumunun değerlendirilmesinin zorlaştığını ya da risk profilini tamamlamaya yetmeyen dağınık bilgiler elde edilebildiğini görebilirler. Bu tür engeller karşısında Ahmad, sabrı, titizliği ve ısrarlı bir yaklaşımı öneriyor. “Eğer bugün veriler eksikse, önemli değil; yeter ki siz o verileri sürekli olarak oluşturmaya devam edin,” diyor. “Sonunda o detay ve kapsam düzeyine ulaşacaksınız. Uzun vadeli planı gözden kaybetmeyin.”
“Sonunda o detay ve kapsam düzeyine ulaşacaksınız. Uzun vadeli planı gözden kaybetmeyin.”