Z2Data CEO'su: Yapay Zekâ, SCRM Liderlerinden Uzun Vadeli Strateji Gerektiren Heyecan Verici Yeni Bir Değişken

Z2Data CEO'su Mohammad Ahmad, tedarik zinciri yöneticilerinin güçlü ve hızla olgunlaşan yapay zekâ teknolojisinden yararlanırken karşılaştığı zorluklar hakkında görüşlerini paylaşıyor.

Z2Data CEO'su: Yapay Zekâ, SCRM Liderlerinden Uzun Vadeli Strateji Gerektiren Heyecan Verici Yeni Bir Değişken

Z2Data CEO’su Mohammad Ahmad’dan bunun gibi daha fazla içerik okumak için kendisini şu adresten takip edin: Mohammad Ahmad | LinkedIn

Çoğu yılda olduğu gibi, 2025 de muhtemelen yıllardır süregelen eğilimlerle öngörülemeyen tehlikelerin bir arada yer aldığı bir tedarik zinciri risk ortamı sunacak ve bu durum tedarik stratejileri ile tedarikçi ağları üzerinde derin etkiler yaratacaktır.

ESG ile Başlayan Büyük Değişiklikler Geliyor

ESG'nin (çevresel, sosyal, yönetişim) bu on yılın ilk yarısında ciddi ivme kazandığını gördük ve 2025, küresel sürdürülebilirlik çerçevesi açısından bir dönüm noktası olacak. 1 Ocak’tan itibaren, AB ve diğer bölgelerde on binlerce şirket ilk kez Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi’ne (Corporate Sustainability Reporting Directive—CSRD) tabi oldu ve artık çeşitli ESG hedeflerine uyumlu kapsamlı raporlama gerekliliklerini yerine getirmek zorundalar. 

Jeopolitik İstikrarsızlığın Hakim Olduğu Bir Yıl

Ayrıca 2025’in, doğrudan dalgalanmalarla belirginleşen kalıcı bir jeopolitik istikrarsızlık yılı olmaya aday olduğu görülüyor. Bu ayın başında, Trump yönetiminin siyasi restleşmesi ABD’yi Kanada ve Meksika ile bir ticaret savaşının eşiğine getirdi. Artan bu korumacı politikalar—ve Çin ile tırmanan, yatışma emaresi göstermeyen ticaret çatışması—tedarik stratejilerini yeniden şekillendirecek; birçok SCRM (tedarik zinciri risk yönetimi) profesyoneli, tedarik zincirlerini adeta kaygan bir zeminde inşa ediyormuş gibi hissedecek. 

Tedarik Zinciri Risk Yönetiminde Yapay Zekâ: Yıkıcı mı, Çözüm Üretici mi?

Ancak birçok yönetici ve şirketin, ESG ve ticaret uyumluluğu gibi zorluklarla aynı düzlemde değerlendirmediği bir değişken daha var: yapay zekâ. Yapay zekâ ve onun öncü versiyonları—üretici zekâ (generative AI) ve son günlerde ajan yapay zekâ (agentic AI) dahil—özellikle tedarik zinciri risk yönetimi ve öngörü teknolojisi ile optimizasyondan ciddi fayda sağlayabilecek diğer alanlarda gündemin ana maddesi olmaya devam ediyor. Bu bağlamda, AI platformları büyük ölçüde şüphesiz birer değer kaynağı ve tedarik zinciri yöneticileri ile ekiplerinin tedarik zincirlerini haritalandırmasına, talep tahminlemesine ve hatta çift kaynak yaratma süreçlerine destek olabilecek yenilikçi araçlar olarak görülüyor. 

Yapay Zekânın Güçlü Potansiyeli Hâlâ Tam Anlamıyla Ortaya Çıkmadı

Gerçekte ise, şirketlerin çoğu henüz yapay zekâdan tam kapasiteyle yararlanmaktan oldukça uzak. Bu teknolojinin ileride, kapsayıcı bir SCRM araç kutusunda önemli bir kaynağa dönüşeceğine inanıyorum ancak bugün için hâlâ umut uyandıran bir vaat, büyük ölçüde değerlendirilememiş bir potansiyel olarak duruyor. Mevcut nesil yapay zekâ çözümlerinin henüz çok yeni olması nedeniyle, en etkili kullanım senaryoları bile tam olarak saptanmış değil. Bu nedenle, SCRM alanındaki yöneticiler yapay zekâyı, test etmeye ve incelemeye devam etmeleri gereken, son derece ilgi çekici bir X faktörü olarak görmeli; teknolojinin potansiyelini kabul ederek, değerinin ve işlevselliğinin önemli bir kısmının henüz gün yüzüne çıkmadığını da göz önünde bulundurmalı. 

Yapay zekânın mevcut durumunun, temkinli bir iyimserlik ile dikkatli bir değerlendirmeyi bir arada gerektirmesinin iki ana nedeni bulunuyor.

Yapay Zekâya Erken Dönemde Yatırım Yapma Zorluğu

İlki, belirli bir yapay zekâ programına önemli bir yatırım yapmanın beraberinde getirdiği risklerle ilgili. Chat-GPT, Claude ve Gemini gibi araçların gelişimini takip eden herkesin de bildiği üzere, bu çözümlerin işlevselliği ve yetenekleri benzeri görülmemiş hızda ilerliyor. Örneğin 2020’de piyasaya sürülen GPT-3 yaklaşık 175 milyar parametreye ve sadece 2.000’in biraz üzerinde bir bağlam penceresine sahipti. Onun halefi GPT-4 piyasaya çıktığında ise bu eğitim ve işleme gücü kayda değer biçimde artmıştı: OpenAI'ın dördüncü nesil aracı neredeyse 1,8 trilyon parametreye ve 64.000 token’lık bir bağlam penceresine ulaştı. Yaklaşık dört yıl içinde büyük dil modeli, kullanım alanlarını kökten değiştiren, adeta bambaşka bir araca dönüştü. 

Bu ilerleme hızı kesinlikle etkileyici olmakla birlikte, bu tür teknolojik dinamizm işletmeler için riskler de doğurabiliyor. Şu anda bir AI çözümüne ciddi harcama yapan ve bu aracı olabildiğince çok iş ve sürece entegre etmek için fazladan zaman, kaynak ve uzmanlık yatıran şirketler bugün fayda görebilir. Fakat önümüzdeki iki yıl içinde bu dinamik ve belirsiz alan sıçramalarla ilerlerse, bu “tamamen adapte olma” yatırımı, aşırı iyimser bir kumar gibi görünebilir. Yakın tarihli bir McKinsey araştırması, yöneticilerin yalnızca yüzde birinin yapay zekâ uygulamasının “olgun” olduğunu düşündüğünü ortaya koydu—yani, iş liderlerinin %99’u, şirketlerinin halen yapay zekâ çözümlerinin tam işlevselliğini anlamaya çalıştığına inanıyor. Bunun iyi bir nedeni var: teknolojinin gerçek değeri henüz belirlenmiş değil ve şirketler hâlâ deneme sürecinde. 

Etkili Yapay Zekâ Kullanımı İçin Net Bir Stratejik Çerçeve Gerekli

İyimserliği dikkatli muhakemeyle birlikte götürmenin ikinci nedeni, yapay zekâyı uygulamaya geçirme sürecinin planlaması ve yapısıyla ilgili. Gerçek şu ki, yapay zekâ öylesine hızlı ilerliyor ki, buna uygun stratejiler çoğu zaman geride kalıyor. Yöneticilerin bu teknolojinin sunduğu çeşitli olanaklardan yararlanmak istemesi elbette anlaşılır—fakat, bu hedefleri oluşturmak, sahipliklerini tanımlamak ve bu araçların getirdiği ciddi dönüşüm sürecinde etkin değişim yönetimi uygulamak için yeterince zaman ayırmaları şart. Bütün bu değişkenler için tutarlı, iyi düşünülmüş bir strateji oluşturulmazsa, işletmeler yatırımlarının potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştirme şansını riske atar.

SCRM ve ilgili diğer alanlardaki şirketlerin kullanım senaryolarını net biçimde ifade etmesi, araca uygun veri ve girdileri belirlemesi ve kullanım üzerinde iç yönetişim mekanizması tesis etmesi gerekiyor. Bu sağlam ve gelişmiş yapay zekâ stratejisinin vazgeçilmez unsurlarını kuramayan kuruluşlar, pahalı gürültüden anlamlı içgörü ve istihbarat süzmek için çabalamak zorunda kalabilir.

Şunu unutmamak gerekir ki, böylesine büyük ve dönüşüm potansiyeli olan bir konu için strateji geliştirme süreci, birkaç hafta içinde yerine getirilebilecek bir şey değildir (ya da AI desteğiyle hızlandırılamaz). Şirketlerin, eğer araç bekledikleri özgül sonuçları sağlamıyorsa yön değiştirmeye istekli olması şart—bu da üst düzeyden zaman ve çeviklik gerektirir. Hâlâ bu teknolojinin ilk aşamalarındayız ve bu çözümlerin değeri önümüzdeki yıllarda da gelişmeye devam edecek. Şirketiniz için AI çözümünü, kullanım alanlarına dair katı bir anlayışla uygulamak, sizin için hemen belli olmayan güçlü işlevlerin kilidini açmanızı engelleyebilir. Deneme, olgunlaşma sürecinin vazgeçilmez bir öğesidir ve şirketlerin AI araçlarından azami faydayı elde etmek için dinamik ve açık fikirli bir yaklaşım sürdürmesi gerekir. 

Stratejik Liderlikle, Yapay Zekâ Gerçekten Fark Yaratabilir

SCRM alanındaki liderlerin—ve tüm kurumsal sektörün—yapay zekâ kullanımı konusunda “tedbirli ilerleme” gibi içi boş ifadelere takılı kalmaması gerekiyor. Bu araç ne tehlikeli bir hayvan, ne de biyolojik bir silah; aksine stratejik ve bilinçli bir yaklaşımla ele alınması gereken karmaşık bir teknolojidir. AI'nın benimsenmesi, aracın şirketinize neler katmasını istediğiniz, başarıyı belirleyecek kıstaslar ile KPI’ların ne olacağı ve platformun ilk tasarladığınız kullanım alanlarına tam oturmadığı noktada nasıl rota değiştireceğiniz konusunda rafine, tutarlı bir çerçeve oluşturmakla ilgili olmalıdır. 

Teknolojinin potansiyeli AI ile ilgili tüm başlıkları ve tartışmaları yönlendiriyor olabilir, ancak her şirket ve yönetimi, bu potansiyeli tam anlamıyla hayata geçirmek için kendilerine özel yol haritalarını belirlemekle sorumludur.