Yarı iletkenler, dünyadaki herhangi bir endüstri içinde en karmaşık ve çok katmanlı tedarik zincirlerinden birine sahiptir. Sektör, kolayca taklit edilemeyecek uzmanlığa, inşa edilmesi yıllar ve milyarlarca dolarlık yatırım gerektiren sofistike üretim tesislerine ve Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa'ya yayılmış benzersiz coğrafi uzmanlaşmaya dayanır.
Herhangi bir satın alma profesyonelinin de belirteceği gibi, tedarik zincirindeki bu tür karmaşıklıklar, doğasında çeşitli kırılganlıkları beraberinde getirir. Ve bu kırılganlıklar üzerinde oluşan aksaklıklar olduğunda, etkisi son derece derin olabilir.
COVID-19 pandemisi, yarı iletken tedarik zincirinin kırılganlıklarına dair böyle bir ders verdi. Koronavirüsün yayılması ve tüketici harcamalarında ani bir artış tetiklemesiyle, yarı iletken talebi hızla yükseldi. Ancak 2020 ve 2021 yıllarında Asya ve Avrupa'da uygulanan geniş kapsamlı karantinalar, ciddi işgücü kıtlığına yol açarak fabrikalar, montaj alanları ve diğer çip tesislerinde ciddi personel yetersizliği ve hatta üretimin tamamen durdurulmasıyla sonuçlandı.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, devamında yaşanan bir dizi aksaklık — Tayvan’daki tarihî kuraklık ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali dahil — mevcut çip kıtlığını daha da pekiştirdi. Zorlu geçen üç yılın ardından, küresel tedarik nihayet 2023 sonlarına doğru istikrar kazanabildi. Ancak sektörün sonunda talepleri karşılayabiliyor olması, yarı iletken tedarik zincirinin artık tüm risklerden arındığı anlamına gelmiyor.
Şimdi, kalıcı tehditlerin günümüzün daha güncel sorunlarını yansıtan yeni risk unsurlarıyla birleştiği, pandemi sonrası yeni bir döneme giriyoruz. 2024 ve sonrasında karşımıza çıkan tedarik zinciri risklerinin öne çıkan temaları arasında iklim değişikliği ve yol açtığı aşırı hava olayları, değişen jeopolitik dinamiklerin regülasyon boyutuna etkileri ve üretimi tek bir yangın, sel veya tesis durmasıyla sekteye uğratabilen kritik kırılma noktaları yer alıyor.
Şimdi, kalıcı tehditlerin günümüzün daha güncel sorunlarını yansıtan yeni risk unsurlarıyla birleştiği, pandemi sonrası yeni bir döneme giriyoruz.
Küresel Dar Boğazları Vuran Doğal Afetler
Geleneksel olarak, stratejik tedarik ve satın alma profesyonelleri, doğal afetleri yarı iletken tedarik zincirinin en büyük tehditlerinden biri olarak görmezlerdi. Ancak değişen iklim ve bunun yol açtığı yıkıcı hava olayları, bu yaklaşımlarını sorgulamalarına ve uzun zamandır geçerli olan risk sıralamalarını yeniden değerlendirmelerine yol açıyor.
Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılması Ofisi'nin (UNDRR) Afet Risklerinin Azaltılması Küresel Değerlendirme Raporu'nun altıncı baskısı, bu tip felaketlerin artan sıklığını en açık ve tartışmasız şekilde ortaya koyuyor. Raporda, 1970 ile 2000 yılları arasında yılda ortalama 90 ila 100 “büyük ölçekli afet” yaşandığı belirtiliyor. Sonraki yirmi yılda ise bu sayı 350 ile 500 arasına fırladı. Daha da kötüsü, UNDRR’ye göre bu doğal afetlerin (depremler, tsunamiler ve aşırı hava olayları dahil) sayısı, 2030 yılına kadar yılda 560’a çıkabilir.
UNDRR'ye göre bu doğal afetlerin (depremler, tsunamiler ve aşırı hava olayları dahil) sayısı, 2030 yılına kadar yılda 560’a çıkabilir.
Dünyanın dört bir yanında yaşanan doğal afet ve aşırı hava olaylarındaki bu hızlı artış, yarı iletken tedarik zinciri üzerinde şimdiden ciddi etkiler yaratıyor. Son birkaç yılda, Tayvan peşi sıra yıpratıcı kuraklıklarla karşı karşıya kaldı. Günde yaklaşık 150.000 ton su kullanan Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC), üretimi devam ettirebilmek ve fabrika kapatmalarını önlemek için suyu tankerlerle fabrikalara taşımak dahil olmak üzere pek çok radikal önlem almak zorunda kaldı. 2022 yılında ise ülkenin su kısıtlamalarını dengelemek amacıyla Hsinchu’daki kendi su arıtma tesisini faaliyete geçirdi.
2021'de Malezya’daki tayfundan Japonya ve Tayvan’daki son depremlere kadar, doğal afetlerin ve iklimle ilişkili hava olaylarının yarı iletken endüstrisi için nasıl operasyonel darboğazlara yol açabileceğine dair yakın döneme ait pek çok örnek mevcut. Bu afetlerin öneminin yıllarca göz ardı edilmesinin ardından, küresel yarı iletken tedarik zincirinin farklı noktalarındaki yönetici ve müdürler, bu felaketlerin operasyonel sürekliliğe giderek daha büyük tehdit oluşturduğunu artık kabul ediyor. 2023 yılında, çok uluslu sigorta şirketi WTW, büyük ölçekli yarı iletken firmalarında CEO ve üst düzey karar vericiler ile bir anket gerçekleştirdi. Şirketin araştırmasına göre, katılımcıların yarısından fazlası iklim değişikliği ve diğer çevresel faktörleri, “tedarik zinciri riskleri üzerinde en fazla etkisi olan küresel trendler” arasında gösterdi.
Kullanım Ömrü Sonu (Obsolescence) Riskleri
Yarı iletken tedarik zincirini sarsan günümüzün en güncel aksaklık kaynaklarının birçoğu — örneğin rakip bir süper güç ile tırmanan ticaret savaşı ve artan aşırı hava olayları sıklığı — yakın zamanda ortaya çıkmış güncel risklerdir. Buna karşın, komponent eskime (obsolescence) riski ise yarı iletken endüstrisinin başlangıcından bu yana çip üreticilerinin gündemindedir. 1950’ler ve 60’lardan bu yana elektronik parçalar eskimeye, yani kullanım ömrünü doldurmaya başlasa da, son on yıllarda yarı iletkenlerin yaşam döngüsü de giderek kısalmaktadır.
Tüketiciler, elektronik üreticiler ve kurumsal müşteriler daha ileri düzey yetenekler talep etmeye devam ettikçe ve üst düzey çip üreticileri yeni nesil lider teknolojilere ulaşmak için rekabetini artırdıkça, tekil nesillerin ömrü de daralıyor. Karşılaştırmak gerekirse: ortalama bir yarı iletkenin yaşam döngüsünün 1970’te yaklaşık 30 yıl olacağı öngörülürken, 2014’e gelindiğinde tipik yaşam döngüsü yalnızca bir on yıla gerilemişti. Bu daha kısa yaşam döngülerinin sonucu ise, doğal olarak, komponent eskimesinin ve tedarikçilerden gelen kullanım ömrü sonu (EOL) duyurularının artmasıdır.
Z2Data'nın Eskime Raporu — 2024'te Eskime Trendleri ve Bunları Azaltma Stratejileri —'na göre, 2023 yılında yaklaşık 474.000 parça EOL’ye ulaştı. Yarım milyona yaklaşan EOL elbette kayda değer bir rakam olsa da, pandeminin hüküm sürdüğü döneme kıyasla ciddi bir düşüş anlamına geliyor. (2021 ve 2022’de endüstri sırasıyla 529.000 ve 756.000 parçanın ömrünü doldurduğuna tanık oldu.)
EOL bildirimleri karşısında direnç oluşturmak ve bunların üretim üzerindeki zincirleme etkilerini azaltmak isteyen tedarik ve satın alma profesyonelleri çeşitli risk azaltma önlemleri uygulayabilir. Bunlar arasında daima çoklu tedarik uygulamalarına yer vermek, kritik parçalar için yaşam döngüsü tahminlemesi yapmak ve kullanım ömrü sonu risklerini detaylı olarak analiz etmek yer alır. (Bizim raporumuzda, örneğin, mikrodenetleyiciler, dinamik rastgele erişimli bellek (DRAM) ve diğer komponentler için kapsamlı eskime verileri ve analizleri sunulmaktadır.)
Her yıl yüz binlerce elektronik parçanın kullanım ömrünü doldurması, sektöre dışarıdan bakanlar için şaşırtıcı olabilir. Ancak bu görünüşte yüksek rakamlar, aslında agresif inovasyon ve kesintisiz ilerleme üzerine kurulu küresel sektörleri besleyen dinamik ve sürekli dönüşen bir alanın gerçekçi bir göstergesidir. Operasyonel çevikliğini korumak ve maliyetli üretim aksaklıkları veya ürün yeniden tasarımlarından uzak durmak isteyen stratejik tedarik ekiplerinin, eskimenin etkisini en aza indirmek için yeterli risk yönetimi önlemlerini uygulaması gerekir.
Fabrika Kapatmaları
Çip sektörü, üretim tesislerinin — yani fabrikaların, paketleme merkezlerinin ve entegre devre (IC) montaj tesislerinin — kesintisiz faaliyetlerine dayanır. Bu üretim merkezlerini doğrudan etkileyen her gelişme, yarı iletken tedarik zincirinin geneline dalga etkisi yapar. Bu nedenle fabrika kapatmaları, çip üreticileri için uzun zamandır aksaklıkların en başta gelen kaynağı olmuştur.
Fabrikalardaki yangınlar bu kapatmaların en yaygın nedenlerindendir.
Fabrikalardaki yangınlar bu kapatmaların en yaygın nedenlerindendir. Yarı iletken üretim süreçlerinde kullanılan birçok malzemenin yanıcı özellikleri — yanıcı plastikler ve patlayıcı kimyasallar dahil — ve bu tesislerin işleyişi için gerekli yüksek voltajlı elektrik akışı, fabrikaları yıkıcı yangınlar açısından benzersiz biçimde riskli hale getirir. Sadece son birkaç yılda, Renesas Electronics, ASML ve Wuxi Welnew'e ait tesislerde yaşanan büyük yangınlar üretimi aksatmış ve yarı iletken, elektronik ve otomotiv sektörlerinde daha geniş çaplı tedarik zinciri aksaklıklarına yol açmıştır.
Sadece son birkaç yılda, Renesas Electronics, ASML ve Wuxi Welnew'e ait tesislerde yaşanan büyük yangınlar üretimi aksatmış ve yarı iletken, elektronik ve otomotiv sektörlerinde daha geniş çaplı tedarik zinciri aksaklıklarına yol açmıştır.
Bu tür yıkıcı yangınlar medyada en çok yer bulan ve çip sektöründe en fazla endişeye neden olan olaylar olsa da, fabrika kapatmalarının tek nedeni değildir. Grevler, iş kazaları ve işgücü eksiklikleri de tesislerin geçici olarak kapatılmasına yol açabilir.
Kırılgan Nakliye Rotaları
Dünya genelindeki tüm ürünlerin %90’a kadar olan kısmı deniz yoluyla taşınmaktadır. Bu devasa bir orandır ve küresel ekonominin ne derece nehirler, kanallar, denizler ve okyanuslardan oluşan ortak deniz ticaret ağımıza bağımlı olduğunu gösterir. Bu su yolları ağının kapsamı ne kadar geniş olsa da deniz taşımacılığı endüstrisi, aslında dünya üzerinde stratejik olarak konumlanmış az sayıda kritik geçide büyük ölçüde bağımlıdır. Günümüzde ise, ardı ardına gelen iklimle ilgili doğal afetler ve çok taraflı askeri çatışmalardan etkilenen bir dünyada, bu nakliye darboğazları giderek kırılgan ve tekil risk noktalarına dönüşmektedir.
Kızıldeniz’de devam eden kriz, bu durumu çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. Kızıldeniz, dünyadaki en yoğun ticaret yollarından biridir; tüm konteyner taşımacılığının %20’si ve toplam küresel ticaretin %10’u, Afrika’nın kuzeyini Orta Doğu’dan ayıran bu dar ve boru şeklindeki suyolundan geçmektedir.
2023 sonbaharında İsrail’in Gazze Şeridi’ni işgalinin ardından, İran destekli Husi isyancıları, bu rotadan geçen ticari gemileri hedef almaya başladı. Washington DC merkezli bir düşünce kuruluşunun ifadeleriyle, “devlet dışı bir aktörün yalnızca düzenli askeri güçlerle savaşmak değil, aynı zamanda uluslararası deniz taşımacılığını seçici olarak hedef alarak ekonomik yaptırım uygulamak amacıyla asimetrik savaş kullandığı benzersiz bir örnektir.”
Bu doğaçlama deniz saldırılarının deniz ticareti üzerindeki etkisi ciddi oldu. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS)’ne göre, yalnızca Kızıldeniz’den geçilebilen Süveyş Kanalı’ndaki trafik, 2024 yılı itibarıyla yaklaşık %40 azaldı. Buna karşılık, Kızıldeniz’den yönü değiştirilen gemilerin tercih ettiği Ümit Burnu rotalarındaki geçişler ise bu yıl %70 oranında arttı. Aylar süren bu küresel ekonomik aksaklığın sonucu ise daha uzun nakliye süreleri, artan yakıt ve lojistik harcamaları ve bu maliyetlerin önemli bir kısmının dünyanın dört bir yanındaki tüketicilere yansıtılması ihtimalinin yükselmesi oldu.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS)'ne göre, yalnızca Kızıldeniz’den geçilebilen Süveyş Kanalı’ndaki trafik, 2024 yılı itibarıyla yaklaşık %40 azaldı.
Birden fazla kıtada hammadde, malzeme ve ekipman akışına ve yaygın tedarik zincirlerine bağımlı olan yarı iletken üretimi için ise, bu türden temel deniz geçişlerinde yaşanan uzun süreli aksaklıklar maliyetleri artırabilir ve üretimi olumsuz etkileyebilir. Sektörün pazar büyüklüğü ve pek çok kritik endüstri için taşıdığı öneme rağmen, çip üreticileri su yollarını tıkayabilen çatışmalar, kuraklıklar ve lojistik karmaşalarına karşı son derece kırılgandır.
Birden fazla kıtada hammadde, malzeme ve ekipman akışına ve yaygın tedarik zincirlerine bağımlı olan yarı iletken üretimi için ise, bu türden temel deniz geçişlerinde yaşanan uzun süreli aksaklıklar maliyetleri artırabilir ve üretimi olumsuz etkileyebilir.
Ticaret Savaşları, Yaptırımlar ve İhracat Kısıtlamaları
ABD ve Çin, en azından 2020 yılından bu yana süren hararetli, çekişmeli ve oldukça ciddi sonuçlar doğuran bir “çip savaşı” içindeler. Bu karmaşık ve çok boyutlu ticaret çatışmasının iki ülkenin ekonomileri, orduları ve teknolojik gelişmişlikleri için ciddi etkileri bulunuyor ve önümüzdeki on yıllarda dünyanın jeopolitik ağırlık merkezini belirlemede kritik rol oynayabilir. Ancak, çok daha az tartışılan bir konu ise, yarı iletken ekipmanı, teknolojisi ve ham maddeleri üzerindeki ardışık ihracat kısıtlamaları ve yaptırımların endüstrinin kendisi üzerindeki doğrudan etkileri.
Ticaret savaşının uzun vadeli sonuçlarının ortaya çıkması yıllar alacak olsa da, ihracat kısıtlamaları şimdiden Nvidia, Intel ve AMD gibi ABD’li çip firmaları için üretim pratiklerini sekteye uğratmakta ve dönüştürmekte. Bir ABD’li bellek çip üreticisi olan Micron Technology, çatışmanın iki yanında birden sıkışmış durumda. Şirket yalnızca ABD kaynaklı ihracat kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalmakla kalmadı, geçen yıl Çin hükûmeti de ülkedeki temel altyapı projelerinde çalışan firmalara Micron donanımlarının alımını yasaklayarak firmayı yaptırıma tabi tuttu. Geçen Haziran ayında üretici, yaptığı bir menkul kıymetler bildiriminde, Çin’deki bu yaptırımların toplam gelirinin “düşük çift haneli yüzdesinde” etkili olabileceğini açıkladı.
Yeni Aksaklık Dinamikleri
Sektör, COVID-19 yıllarını tanımlayan yıkıcı kıtlıklar ve krizler silsilesinden çıkmış olsa da, yarı iletken tedarik zincirinin artık asla pandemi öncesi döneme dönmeyeceği konusundaki fikir birliği giderek güçleniyor. 2020’ler, çok fazla içinden çıkılamaz tehdit, öngörülemez değişken ve etki artıran unsurla biçimleniyor. Üstelik bunlar, tesis kapatmalarını tetikleyebilen, teslim sürelerini uzatıp kaynak bulmayı istikrarsızlaştırabilen ciddi aksaklık riskleri.
Sektör, COVID-19 yıllarını tanımlayan yıkıcı kıtlıklar ve krizler silsilesinden çıkmış olsa da, yarı iletken tedarik zincirinin artık asla pandemi öncesi döneme dönmeyeceği konusundaki fikir birliği giderek güçleniyor.
Böylesine dalgalı ve değişken bir tedarik zincirinde, işletmeler aksaklıkları geçici ve münferit olaylar olarak görüp vaka bazında yanıtlamaya çalışmamalıdır. Aksine, bunları ekosistemin doğal bir parçası olarak kavramalıdırlar. Bugün aksaklıklar; yıkıcı bir tayfun, yeni bir yaptırım paketi veya jeopolitik istikrarsızlığın tetiklediği bir darboğaz olarak vücut bulmaya hazır, gizli bir dizi kaçınılmazlığı temsil eder. Karmaşıklıklarla dolu, çalkantılı bir dünyada sınırlarını birbiri içine geçiren yarı iletken endüstrisi için kaçınılmaz gerçek şudur: riskler her yerde.