Modern teknolojinin belkemiği olarak, yarı iletken şirketleri çok çeşitli endüstrilerde kritik bir rol üstlenmektedir. Ancak bu kritik rol, özellikle karbon emisyonları bağlamında önemli çevresel sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu makalede, üreticilerin emisyonlara odaklanmasının arkasında yatan nedenleri, bunun neden önemli olduğunu ve şirketlerin bu konuyu tüm tedarik zincirleri genelinde neden düşünmeye başlaması gerektiğini ele alıyoruz.
GHG Protokolleri ve Scope (Kapsam) Kavramı
İlk olarak Eylül 2001’de yayımlanan Greenhouse Gas (GHG - Sera Gazı) Protokolü, kuruluşların, devletlerin ve kurumların karbon emisyonlarını ölçerken ve raporlama zorunluluğu getirirken başvurabileceği standart bir belge sağlayan bir hesaplama aracıdır. GHG Protokolü, dünya genelinde karbon emisyonlarının raporlanmasını kurumsallaştırmada önemli bir rol oynamış olmasının yanı sıra, yirmi yılı aşkın süredir yayımladığı özgün çerçevenin eşsiz dinamikleri açısından da etkili olmuştur. GHG Protokolü, bir şirketin karbon ayak izinin ölçülmesi için “scope” (kapsam) kavramını tanıtmıştır. Protokolün hesaplama ve raporlama standartlarında üç farklı scope bulunmaktadır ve her biri şirketlerin doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı olduğu ayrı bir GHG emisyon kategorisini temsil eder.
Scope 1, bir şirketin kendi tesisleri, araçları ve ekipmanlarıyla atmosfere saldığı tüm GHG emisyonlarını kapsar. Bunlar “doğrudan emisyon” olarak adlandırılır. Scope 2 biraz daha farklıdır ve şirketin elektrik şebekesinden satın aldığı enerjinin sebep olduğu tüm emisyonları içerir. Scope 2 kapsamındaki emisyonlar elektrik santralleri ve şebekeye enerji sağlayan diğer tesislerde açığa çıkmaktadır; bu nedenle “dolaylı emisyonlar” olarak tanımlanır. Son olarak Scope 3, şirkete geri izlenebilen diğer tüm dolaylı emisyonları kapsar. Bu, hammadde çıkarımı ve ilgili taşımadan şirket ürününün kullanımı ve kullanım ömrü sonu (EOL) yönetimi süreçlerine kadar tüm yukarı akış (upstream) ve aşağı akış (downstream) faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonları içerir.
Scope 1, 2 ve 3 Emisyonlarının Hesaplanması Neden İşletmeler İçin Her Geçen Gün Daha Kritik Hale Geliyor
Uzun süre boyunca bir organizasyonun karbon ayak izini ölçmek için büyük ölçüde teorik bir kategori seti olan GHG Protokolü ve kapsamları, artık ulusal ve kıtasal mevzuat makamlarında artan bir ilgi görüyor. Yalnızca 2023 yılından bu yana, GHG Protokolü'ne dayanan birçok çevre düzenlemesi yürürlüğe girdi ya da resmi olarak kabul edildi; bunlar arasında Corporate Sustainability Reporting Directive (CSRD - Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi), Corporate Sustainability Due Diligence Directive (CSDDD - Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi) ve Security and Exchange Commission'ın (SEC - ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu) yeni iklime bağlı açıklama gereklilikleri (Mart ayında nihai hale getirildi ancak şu anda çeşitli hukuki itirazlarla karşı karşıya).
Bu direktiflerin ne kadar hızlı geliştirildiği, sonuçlandırıldığı ve yürürlüğe girdiği göz önünde bulundurulduğunda, üreticiler scope 1, 2 ve 3 emisyonlarını hesaplama konusunda giderek artan bir baskı altındadır. Son yıllarda emisyon raporlamasına olan yaklaşımın ne kadar belirgin şekilde değiştiğini güncel araştırmalar net biçimde ortaya koymaktadır.
New York merkezli finansal şirket MSCI tarafından yapılan bir ankete göre, 2024 Mayıs itibariyle halka açık şirketlerin üçte ikisinden fazlası scope 1 ve/veya scope 2 emisyonlarını raporladığını belirtiyor; bu oran 2023’e göre %20’lik bir artışı temsil etmekte. Öte yandan, 2023 yılında Boston Consulting Group (BCG) tarafından gerçekleştirilen bir çalışma ise, ankete katılan organizasyonların yarısından fazlasının scope 3 emisyonlarında “kısmi ölçüm” yaptığını ve raporladığını gösteriyor; bu oran 2021’e göre neredeyse 20 yüzde puanlık bir yükseliş demek. Bu tür çalışmalar güçlü bir mesaj veriyor: Büyük hükümet düzenlemeleri kademeli, planlı bir şekilde uygulamaya alınırken, işletmeler için karbon ayak izini hesaplama ve açıklama baskısı günden güne artmakta. Ve bu eğilim başlangıçta çoğunlukla scope 1 ve 2 emisyonlarına odaklanmışken, artık scope 3 hızla öne çıkıyor.
Scope 1 ve 2’nin ölçülmesi—genellikle “operasyonel emisyonlar” olarak birlikte anılır—nispeten daha yalın bir projedir. Ancak scope 3’ün, yani bir şirketin “tedarik zinciri emisyonlarının” hesaplanması, işletmelerin ürünlerinde kullandıkları en enerji yoğun malzeme ve komponentleri tespit etmesini gerektiren oldukça karmaşık ve lojistik açıdan zorlu bir süreçtir. Birçok endüstri için bu, en ileri teknolojiye sahip bileşen olan yarı iletkenlerin çok yönlü ve büyük karbon ayak izini derinlemesine anlamayı gerektirir.
Scope 3 Emisyonlarında Yarı İletkenlerin Her Yerde Karşımıza Çıkması
Yarı iletkenlerin karbon ayak izine geçmeden önce, mikroçiplerin günümüzde sektörler arası yaygınlığını ve vazgeçilmezliğini vurgulamak gereklidir. Bir zamanlar yalnızca tüketici elektroniği için kritik bileşen ve akıllı telefonlardaki devrimsel dönüşümün temel taşı olarak algılanan yarı iletkenler, artık çok sayıda büyük ve etkili sektörde ayrılmaz—fakat çoğu zaman görünmeyen—bir rol üstlenmektedir.
Tüketici Elektroniği: Mikroçipler ve üzerlerinde barındırdıkları milyonlarca, hatta milyarlarca transistör, dizüstü bilgisayarlardan akıllı telefonlara, televizyonlardan kameralara ve oyun konsollarına kadar her şeyde hayati önem taşır.
Ev Aletleri: Evde kullandığımız cihazları genellikle teknolojik donanım olarak düşünmeyiz. Ancak modern buzdolapları, mikrodalgalar, çamaşır makineleri ve klimalar, günümüzde standart haline gelen sofistike işlevleri sağlayabilmek için mikroçiplere ihtiyaç duyar.
Havacılık ve Savunma: Yarı iletkenlerin ulusal güvenlikteki önemi zaman zaman siyasal söylemlerde abartılı biçimde vurgulansa da, savunma kuruluşları için gerçek ve çağdaş savaş ortamında temellenmiş bir gerekliliktir. Dünya genelindeki en gelişmiş ülkeler radar sistemlerinde, uydu iletişiminde, ağ altyapısında ve gözetim donanımlarında yarı iletkenlere bağımlıdır. Aynı derecede önemli olarak, mikroçipler son teknoloji askeri uçaklarda—en güçlü savaş jetleri dahil—ve hassas güdümlü mühimmatlarda (PGM - akıllı silah) kritik rol oynar.
Otomotiv: IoT (şeylerin interneti) devriminde, otomotiv sektörü kadar akıllı teknolojiyi benimseyen ve onu radikal biçimde dönüştüren sektör azdır. 2010 yılında otomobillerde tipik olarak 30 ile 100 yarı iletken bulunuyordu. 15 yıldan kısa bir sürede bu sayı on hatta yirmi katına çıktı. Günümüzde, ortalama bir araçta yaklaşık 1.500 veya daha fazla mikroçip olduğu tahmin edilmektedir. Araçların sürüş güvenliği, altyapıya bağlanabilirliği ve otonom sürüş yetenekleri arttıkça, yarı iletken talebinin büyümesi de kaçınılmaz görünüyor. Piyasa araştırma firması Mordor Intelligence'a göre, otomotiv yarı iletken pazarının önümüzdeki on yıl boyunca yıllık bileşik büyüme oranı (CAGR) %11’in üzerinde olacak.
Yarı iletkenlerin yaygınlığı ve işlevselliği sayesinde, bu bileşenler yukarıda belirtilen endüstrilerde üretilen çok çeşitli teknoloji, donanım ve diğer ürünlerde hızla anahtar bileşen haline gelmiştir. Sonuç olarak, mikroçipler bu ürünlerin scope 3 emisyonlarının bir parçasıdır. Bu çipler son derece karmaşık, enerji yoğun bileşenlerdir ve sektörler dizüstü bilgisayarlar, akıllı ev aletleri, otomobiller ve veri altyapısını üretirken binlercesini hatta on binlercesini kullanmaktadır. Mevzuatlar genişlemeye devam ederken ve GHG raporlaması dünya genelinde devletler ve sektörler nezdinde standart hale gelmekteyken, orijinal ekipman üreticilerinin (OEM) bu kritik parçaların karbon ayak izleriyle ilgili bilgi düzeylerini artırması avantajlarına olacaktır.
Dünyanın En Büyük Yarı İletken Fabrikalarında Karbon Ayak İzi Hesaplaması
Yarı iletken üretim sürecinde ortaya çıkan karbon emisyonlarını kavramsallaştırmaya başlamak için en makul başlangıç noktası, dünyanın en büyük ve başarılı dökümhanesinin emisyon raporlarıdır. Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC), yaklaşık %60’lık bir pazar payına ve yılda yaklaşık 70 milyar dolar gelire sahiptir.
Şirketin üretim süreçlerinin karbon ayak izine dair bir fikir edinmek için, firmanın en yüksek üretim kapasiteli tesislerinin emisyon raporlama verilerini inceledik. Bu verilere ulaşmak için, dünyanın en büyük şirketlerinin çevresel etkilerini raporlamakta kullandığı, kar amacı gütmeyen küresel açıklama platformu CDP’den faydalandık. (Z2Data, bazı araç ve veri tabanlarında CDP açıklama sistemi verilerini kullanmaktadır.) Aşağıda, TSMC'nin en yüksek kapasiteli üç fabrikası için scope 1 ve scope 2 emisyonlarını özetliyoruz.
TSMC Fab 14A
TSMC'nin 12 inçlik “GIGAFAB” tesislerinden biri olan 14A, Güney Tayvan Bilim Parkı’nda, Tainan’da yer almaktadır. TSMC'nin CDP üzerinden sunduğu iklim değişikliği açıklamalarına göre, Fab 14A’nın 2023 yılı scope 1 emisyonu 269.594 metrik ton C02e’dir (karbondioksit eşdeğeri). Fabrikanın o yıl için konum-bazlı scope 2 emisyonu ise 1.161.949 metrik ton C02e’dir.
TSMC Fab 15B
Daha büyük bir GIGAFAB kompleksi içinde bulunan bir diğer üretim tesisi olan 15B, Orta Tayvan Bilim Parkı'nda, Taichung şehrindedir. Bu fabrikanın CDP’ye raporlanan scope 1 emisyonu 2023 yılı için 192.298 metrik ton C02e’dir. Yine aynı yıl için konum-bazlı scope 2 emisyonu ise 1.706.148 metrik ton olarak bildirilmiştir.
Fab 10 (TSMC China Company Limited olarak da bilinir)
TSMC’nin Tayvan dışında işlettiği üç üretim tesisinden biri olan TSMC China Company Limited, 8 inçlik wafer üretimi yapan, şirkete tamamen bağlı bir yan kuruluştur. Fab 10, 2023 yılında doğrudan 187.181 metrik ton C02e salımından (scope 1 emisyonu) sorumludur; tesisin konum-bazlı scope 2 emisyonu ise 311.638 metrik ton C02e olarak kaydedilmiştir.
Yarı İletken Emisyonlarının Ölçeği Bağlamında Değerlendirme
Emisyon raporlarında yer alan rakamlar çoğu zaman çok büyük ve soyut görünüp herhangi bir kıyaslama çerçevesinden yoksun olabilir. Yukarıda ele alınan TSMC fabrikalarının karbon ayak izini bağlamlandırmak için, birkaç büyük ve tanınan OEM’in scope 1 emisyon raporlamasına bakalım. 2023 yılında BMW Grubu (BMW, Rolls-Royce ve Mini markalarıyla araç üretiyor) toplam 694.057 metrik ton CO2e scope 1 emisyonu bildirmiştir. Şirketin 2023 yılı scope 2 emisyonu ise 1.187.339 metrik ton CO2e’dir. Bir diğer örnek, şu anda dünyanın en büyük PC üreticisi olan Çinli teknoloji şirketi Lenovo’dur. 2023’te Lenovo, doğrudan emisyonlarını 6.303 metrik ton C02e olarak raporlamıştır. Aynı yıl scope 2 emisyonu ise 202.440 metrik ton C02e’dir.
Sadece TSMC’nin tek bir fabrikasının—Fab 14A'nın—karbon emisyonu, BMW Grubu’nun toplam scope 1 emisyonunun neredeyse %40’ına karşılık gelir. (BMW Grubu yıllık geliri 170 milyar doları aşan bir uluslararası devdir.) Lenovo’yla kıyaslamada ise daha da çarpıcı bir tablo ortaya çıkar: Burada söz konusu edilen her bir fabrikanın CO2 emisyonu, bilgisayar üreticisinin hem scope 1 hem scope 2 emisyonlarının çok üzerindedir.
TSMC gibi yarı iletken üreticilerinin karbon ayak izi, OEM’ler ve çip kullanan diğer şirketler için önem taşır; çünkü scope 3 emisyonlarının hesaplanıp raporlanmasıyla ilgili beklentiler hızla değişmektedir. Scope 3 emisyonlarını açıklayan organizasyonların oranı her yıl artmakta ve bu oranlar, hissedarların, tüketicilerin ve diğer paydaşların bu raporlama çabalarına verdiği önemi doğrudan şekillendirmektedir. Nihayetinde, çoğu üretici, ürünlerinde kullandıkları yarı iletken cihazların karbon ayak izini hesaba katmak zorunda kalacaktır.
Sürdürülebilirlik Metriği Takip Etmek Zaman Meselesi
Daha önce anılan çevre mevzuatları (CSRD, CSDDD ve SEC’in iklim değişikliğine bağlı açıklama gereklilikleri) somut hesap verebilirlik mekanizmaları olarak yakın gelecekte gündemdedir. Kısacası, bu raporlama direktiflerinin kapsamı ve yaygınlığı önümüzdeki yıllarda sadece daha da artacaktır.
Ancak kamuoyu algısı ve kurumların karbon ayak iziyle ilişkili itibar riskleri çok daha kritik olabilir. PwC’nin 2021 tarihli bir araştırmasına göre, tüketicilerin dörtte üçünden fazlası, ESG (çevresel, sosyal ve yönetişim) ilkelerine uymadığını düşündüğü bir şirketle iş yapmaya devam etmeyeceğini belirtmiştir. Scope 1, 2 ve 3 emisyonlarına dair toplumsal farkındalık arttıkça, OEM’ler yüksek GHG emisyonuna sahip dökümhanelerden tedarik edilen yarı iletkenlere dayalı ilişkiler nedeniyle daha fazla sorgulama ile karşı karşıya kalacaktır. Zamanla, bu tür tedarik zinciri bağları yalnızca sürdürülemez değil, aynı zamanda sorumsuz olarak da görülmeye başlanabilir—özellikle büyük şirketlerin yakın gelecekte iklim nötrlüğü taahhütlerini kamuoyu önünde açıklama yarışına girdiği bir çağda. Kamuoyu nezdinde scope 3 emisyonlarının yarattığı riskler şimdiden hissedilir seviyede ve bu durum her geçen gün daha da ciddileşecektir.
Tedarik Zincirinizin Çevresel Etkisi Nedir?
Tedarik zinciri kapsamında scope 3 emisyonlarını ve çevresel etkiyi daha iyi anlamak isteyen OEM’ler ve ilgili diğer işletmeler için, tedarik zinciri risk yönetimi (SCRM) platformu Z2Data kritik bir kaynak sunabilir. Kapsamlı veri toplama süreçlerine ve özgün algoritmalarına dayanan platformun Compliance Manager aracı, yarı iletken cihazlar ile interconnect, pasif ve elektromekanik (IP&E) komponentler dahil milyonlarca komponentin C02 emisyonunun tahminini kolaylaştırır.
Ayrıca bu araç, ürünler, malzeme listeleri (BOM) ve onaylı tedarikçi listeleri (AVL) üzerinde RoHS (Tehlikeli Maddelerin Kısıtlanması Direktifi), REACH, China RoHS, California Prop 65 ve diğer büyük çevre düzenlemeleriyle ilgili kapsamlı mevzuat uyumu analizleri yürütür. Z2Data hakkında ve işletmenizin mevzuat uyumu, tedarik zinciri görünürlüğü ve risk yönetimine nasıl katkı sunabileceği hakkında daha fazla bilgi için web sitesini ziyaret edebilir veya demo talep edebilirsiniz.